Silikon kanser yapar mı?

Silikon vücuda zararı olmayan maddeler içermektedir. Silikon vücud da kanser yapma risk yoktur.

Etiketler: ,

RAHİM AĞZI KANSERİ

Rahimağzı kanseri önceleri gelişmiş ülkeler de dahil olmak üzere tüm dünyada sıklık açısından ön sıralarda yer alan bir kanser türü iken, papsmear tarama testi, kolposkopi tanı testi gibi yöntemlerin geliştirilmesi sayesinde henüz kanser aşamasına gelmeden önce yakalanabilen ve etkili bir şekilde tedavi edilebilen bir kanser türü haline gelmiş ve bu da bu kanser türünden ölümlerin belirgin bir şekilde azalmasıyla sonuçlanmıştır.
Rahimağzı kanseri özellikle papsmear tarama testinin yaygın olarak kullanılamadığı ülkelerde halen önemini korumaktadır. Genellikle 40 yaş ve sonrasının bir hastalığı olarak kabul edilmesine karşın her yaşta ortaya çıkabilmektedir.

Kimlerde daha sık görülür?
Uzun yıllar rahimağzı kanserinin cinsel yolla bulaşan bir hastalık olduğu düşünülmüştür. Bunun altında yatan neden, 19. yüzyılda bir araştırmacının rahibelerde bu hastalığın ortaya çıkmadığını gözlemlemesidir. 20. yüzyılın ortalarında yapılan bir çalışmada hastalığın hayat kadınlarında görülme sıklığının daha fazla olduğunun saptanması bu eoriye daha da bağlanılmasına neden olmuştur.
Hastalık gerçekten de tek eşli yaşam sürdürme alışkanlığı olan ve eşi de tek eşli yaşam süren kadınlarda daha az görülmekte ve bu açıdan cinsel yolla bulaşan bir hastalık gibi davranmaktadır.
Genel olarak söylemek gerekirse bu kanser türü, CIN yani kanser öncüsü lezyon ortaya çıkma açısından risk altında olan kişilerde daha fazla görülmektedir, zaten bu da beklenen bir durumdur.
Özetle burada da tekrarlamak gerekirse, erken yaşta (20 yaşından önce) başlayan cinsel yaşam, çok eşli yaşam tarzı veya eşin çok eşli bir yaşam tarzını benimsemiş olması, HPV ile enfeksiyon ve sigara kulamı hastalığın gelişimi açısından en önemli risk faktörlerini oluşturmaktadır.
Eşi sünnetsiz olan kadınlarda hastalığın daha az görüldüğü zaman zaman öne sürülse de bu öneri tam olarak kanıtlanabilmiş değildir.

Ne Gibi Belirtiler Verir?
Rahimağzı kanseri en ileri aşamalara kadar “basit” bir akıntı dışında hiçbir belirti vermeyebilir ve bu durumlarda bazen tesadüfen yapılan bir papsmear incelemesiyle ortaya çıkarılabilir.
Bazı durumlarda bu kanser türü belli bir süredir CIN yani kanser öncüsü lezyon nedeniyle izlenmekte olan bir kadında saptanabilir.
Papsmearda sorun saptanması veya başka bir nedenle kolposkopi incelemesine tabi tutulan bir kadından alınan biyopside kanser saptanması ise hastalığın diğer bir ortaya çıkış şeklidir.
Yukarıda anlatılan durumlar nispeten az görülen durumlardır ve rahimağzı kanseri sıklıkla düzensiz kanamalar veya ilişki esnasında ortaya çıkan kanamalar şeklinde belirti verir.
Canlılığını kaybetmiş kanser dokularının “çürümesi” neticesinde oldukça kötü kokulu bir akıntı ortaya çıkabilir.
İlerlemiş kanser olgularında ise durdurulması oldukça zor kanamalar ortaya çıkabilir.
İleri evre kanser olgularında tümör kitlesinin böbrekle mesane arasında yer alan idrar borusuna baskı yapması neticesinde böbrekler işlevlerini yitirebilir.

Hastalığın Evreleri
Hastalığın ameliyatla tedavi edilmeye uygun olan erken bir evresi ve ameliyatla tedavinin etkili olmadığı ileri bir evresi vardır. Genel olarak söylemek gerekirse lenf yoluyla yayılımın olduğu, parametrium adı verilen ve rahimağzının etrafında bulunan, içinden idrar borusunun da geçtiği dokuya yayılım durumlarında ameliyat tercih edilmez.
Hastalığın uygun bir şekilde evrelenmesi ve tedavi şeklinin belirlenmesi için genel anestezi altında jinekolojik muayeneyle parametrium dokusuna yayılım olup olmadığı, MR veya BT görüntüleme yöntemlerinden biriyle lenf dokusuna yayılım olup olmadığı, sistoskopi incelemesiyle mesaneye yayılım olup olmadığı, rektoskopi incelemesiyle kalın barsak tutulumunun olup olmadığı, IVP adı verilen “ilaçlı böbrek filmiyle” idrar borusuna yayılımın olup olmadığı belirlenir. Bu incelemelerin hepsinin beraberce veya yalnızca birkaçının yapıldığı hastalar olabilir.
Nasıl Tedavi Edilir?
Ameliyatla tedavi kararı verildiğinde seçilecek olan ameliyat türü hastalığın erken evrenin hangi aşamasında bulunduğu ve hastanın yaşına ve çocuk arzusuna göre değişiklik gösterir. Genel olarak söylemek gerekirse çocuk arzusu olmayan bir kadında rahimin ameliyatla alınması erken evrenin en erken aşamalarında en çok tercih edilen ameliyat türüdür. Çocuk arzusu devam eden veya herhangi bir nedenle rahiminin alınmasını istemeyen kadınlarda konizasyon adı verilen ameliyat türü tercih edilir. Bu ameliyatta rahimağzından kanser dokusunu tümüyle içine alan koni şeklinde geniş bir parça çıkarılır.
Erken evrenin nispeten daha ileri evrelerinde ise nüks olasılığını ortadan kaldırmak amacıyla rahim oldukça geniş bir çevre dokuyla beraber çıkarılır ve vajinanın da bir kısmı alınır. Yine lenf kanallarına nüksü engellemek amacıyla çevre dokulardaki lenfe bezleri çıkarılır
Hastalığın ameliyatla tedavisinin mümkün olmadığı yönünde karar verilmesi durumunda hasta radyoterapiyle tedavi edilir.
Bazı durumlarda ameliyat sonrası ek olarak radyoterapi uygulaması gerekebilmektedir.
Tedavi Etkinliği ve Sağkalım
Tedavinin etkinliği ve sağkalım öncelikle hastalığın saptandığı zamandaki evresine, seçilen tedavi şeklinin uygulanma başarısına bağlıdır.
Tedavi sonrasında hastalar belli aralıklarla çeşitli incelemelere tabi tutularak muhtemel nüksler ortaya çıkarılır.
Rahimağzı kanseri son derece kötü huylu bir hastalık olmasına karşın düzenli doktor kontrollerine giden hastalıklarda henüz kanser aşamasına gelmeden veya kanserin en erken aşamalarında yakalanma ve tedavi sonrası şifa ile sonuçlanma olasılığı yüksek bir hastalıktır.

Bu yazıda neler var?

Etiketler: , , , , , , , , ,

MAKULA DEJENERASYONU VE GECE KÖRLÜĞÜNE KARŞI ISPANAĞIN FAYDALARI

Ispanağı, hepimiz içerdiği demirden dolayı iyi bir kan yapıcı olarak biliriz. Gerçi son zamanlarda bu konuda biraz tahtı sallamış olsada, yinde tüketilmesinde fayda olan bir besin. Ispanak, demir konusunda inaçlarımızı sarsmış olsa da yepyeni faydalarıyla, yine kendini sevdirmeye devam ediyor. Yapılan bir araştırma sonucu, Ispanak, yaşlılık nedeniyle meydana gelen körlüğü engelliyormuş. Çünkü,
ıspanağın içermiş olduğu bileşenler adele ve kas sistemini kuvvetlendirmeye yardımcı oluyor. Ayrıca ıspanak, yaşlılıkta gözde leke şeklinde ortaya çıkan, makula dejenerasyonunu da önlemeye yardımcı bir bitki.
*Bir yıl boyunca haftada 4 ile 7 kez ıspanak yiyenlerin, bu hastalığı önleyebildikleri kaydedildi.
*Ispanağın, gözlerin karşı ışıkta ve parlak ışıkta daha iyi görmesini sağladığı, gece görüşünü kuvvetlendirdiği kaydediliyor.
* Ispanağın,Makula dejenerasyonu nedeniyle kör olmuş insanların ıspanak sayesinde yeniden görme umudu olduğu iddia ediliyor.
* Ispanağın içinde bulunan Karotenoid adlı maddenin gözleri koruduğu açıklandı.
* Diğer yandan , içeriğinde demir, vitaminler ve enzimler bulunan ıspanağın vücudun dayanıklılığını artırdığı, kansızlığı ve gelişme bozukluğunu giderdiği, soğuk algınlığına karşı koruduğu belirtiliyor.
* Kalp ve gelişme bozukluğunu giderdiği ifade edilen ıspanak, kalp adalelerini kuvvetlendiriyor. Ruhi çöküntünün sıkıntılarını giderdiği kaydedilen ıspanak ayrıca, kan miktarını artırdığı gibi ağız, boğaz ve göğüs hastalıklarında faydalı. Kanser ve veremden koruduğu da bildirilen ıspanak , hamilelere de iyi geliyor.
* Gebelikye yenen ıspanak, doğacak bebeğin güçlü olmasını sağlıyor.
* Ayrıca ıspanak, yara, yanık ve dolama gibi hastalıklarda faydalıdır.
* Dişlerin çürümesini önleyen , ıspanak, şişmanlık ve şeker hastalığına karşı da etkilidir.

Etiketler: , , , , , , ,

Gebelikte vajinadan kan gelmesi

gebelik Gebelikte vajinadan kan gelmesi
Gebelik sırasında vajinal kanama bazen zararsızdır, ancak miktarı ve neden olduğu çok önemlidir.

Gebelik sırasında az ya da çok her türlü kanamada doktora haber vermek gerekir. Jinekolojik muayeneden sonra zararsız bir kanama olabilir, döllenmeden 10-14 gün sonra az miktarda bir yerleşme kanaması olabilir.

Cinsel ilişki sonrası bazen kanama olabilir ve genellikle zararsızdır, yine de doktorun uyarılması gerekir. Doğuma yakın dönemde nişan dediğimiz kanlı akıntı da zararsız bir kanamadır.

Bunların dışında her türlü kanama anormal sayılmalıdır. ılk 3 ay içinde düşük tehlikesi, dış gebelik, mol gebeliği, bazı rahim ağzı iltihapları ve rahim ağzı kanser-kanser öncesi durumları kanama yapabilir.

ikinci ve üçüncü ay içinde düşük, plasenta’nın önde gelmesi veya erken ayrılması, rahim ağzı yetmezliği, erken doğum tehdidi, rahim veya rahim ağzı enfeksiyon ve tümörleri, nadiren de rahim yırtılması kanamaya sebep olabilir.

DR. ERHAN CANKAT

Bu yazıda neler var?

Etiketler: , , , , , ,

Sorularla Rahim Ağzı Kanseri Aşısı

Her yıl ikiyüzkırkbin bayanın ölümesine yol açan rahim ağzı kanserini önleyen onaylandı. Bu yeni aşı, rahim ağzı kanserini, HPV tip 6, 11, 16 ve 18’in neden olduğu kanser öncesi düşük dereceli lezyonları ve genital siğilleri önleyebiliyor.

Bayanı öldürücü rahim ağzı kanserinden koruyan ve 9-26 yaş grubundaki bayanlarda kullanılacak olan rahim ağzı kanseri aşısı ve kansere neden olan HPV virüsü hakkında merak ettiğiniz soruları Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı – A.B.D. Türk Jinekoloji ve Obstetrik Derneği Başkanı Prof. Dr. Bülent Traş yanıtladı.

HPV virüsü nedir?
HPV (Human Papilloma Virus) cinsel ilişkiler ile geçen bir virüstür. Rahim ağzı kanseri ve kanser öncesi değişikliklerin yüzde seksenine bu virüs neden olmaktadır. Son yıllarda önemi daha çok anlaşılan virüsünün ABD’de yapılan bazı çalışmalarda, bayanların yüzde altmışında ve yüzde yetmişinde mevcut olduğu görüldüğü ve son zamanlardaki en büyük önemi rahim ağzı, vajina ve vulva kanserinde etken olmasının keşfedilmesiyle ortaya çıktı. İnsanların bağışıklık sistemi bu tür enfeksiyonları 1 ya da 2 yıl içinde temizliyor, ancak daha dirençli HPV türleri rahim ağzı kanseri veya genital bölgede başka kanserlere yol açabiliyor.

Nasıl bulaşıyor?
Cinsel olarak aktif kadınların yüzde 50’den fazlasında HPV’nin bir ya da daha çok tipine ait enfeksiyon izlerine rastlandı. Bu enfeksiyonların çoğu da klinik belirti vermiyor. Bulaşma şekli, çoğu zaman cinsel ya da çok yakın tensel temas olabiliyor. Kolaylaştırıcı faktörler olarak bölgenin nemliliği ve dokuda harabiyet sayılabilir. Ayrıca, gebelik, AIDS, kortizon tedavisi gibi kişinin bağışıklık sisteminin çok iyi çalışmadığı durumlarda hastalık hızla ve çok yaygın olarak seyredebiliyor.

HPV virüsü bu kadar tehlikeli mi?
Tüm dünyada kadınlar arasında kanserden kaynaklanan ölümlerin ikinci en yaygın nedeni olan rahim ağzı kanseri, her yıl yaklaşık yarım milyon teşhis ve 240 bin ölümle sonuçlanıyor. Ayrıca, düşük dereceli riske sahip belirli HPV tipleri, genital siğillere ve anormal Pap sonuçlarına yol açabiliyor. Her yıl dünya çapında yaklaşık otuziki milyon genital siğil vakası ortaya çıkıyor. ABD’de, her yıl yaklaşık 15 bin kadın, rahim ağzı kanserine yakalanırken, bunlardan yaklaşık altıbini ölüyor. Gelişmekte olan ülkelerde ise bu problem çok daha büyük, çünkü kadınlar kansere yol açan ajanların gelişimini hastalığa yakalanmadan kontrol ettirmiyorlar ve bu da her yıl binlerce bayanınnın ölümesine yol açabiliyor.

HPV virüs türlerinin hepsi kansere yol açıyor mu?
HPV’nin bazı türleri kansere yol açarken, diğerleriyse cinsel hastalıklara yol açıyor.

Yeni piyasaya çıkan HPV aşısı koruma amaçlı mı?
Genel olarak koruma amaçlı bir aşı olup, HPV 6, 11, 16, 18 tiplerine maruz kalmamış kadınlarda, rahim ağzı kanserine karşı yüzde 100 koruma sağlar.

Aşıyı herkes olabilecek mi?Şu an 9 – 26 yaş grubundaki kadınlar, aşının uygulanabileceği grubu oluşturuyor. İlerleyen dönemlerde ise 26 yaş üstü kadınlar için ve erkekler için de aşının kullanılması planlanıyor.

HPV’si olan her kadına aşı önerilecek mi?
Öncelikle, aşının HPV ile temas öncesi uygulanması öneriliyor. Öte yandan çalışmalarda aşının içinde bulunan dört HPV tipinden herhangi bir tanesine maruz kalmış kişilerde aşılama sonrası aşının içinde bulunan diğer tiplere karşı koruma sağladığı gözlenmiş.

Kanserden kaçınmak için gençlere ne önenirsiniz?
Rahim ağızı kanserinin ortadan kaldırılması için bir kadının yaşamı boyunca üç ayrı yaklaşımın benimsenmesi gerekir. İlki, ergenler için davranışsal eğitimdir (diğer müdahalelerin yanı sıra cinsel ilişkiden kaçınma). İkincisi, aşılanmadır. Üçüncüsü ise rahim ağızı kanserinin erken teşhisi ve önlenmesinde gerekli ve değerli bir araç olmaya devam edecek olan Pap taramasıdır.

Aşının etkili olması için kaç kere yapılması gerekiyor?
9 – 26 yaş arasındaki bayanlara 0 – 2. ve 6. aylarda 3 doz olarak uygulanıyor.

Aşı uygulandıktan ne kadar süre sonra etkisini gösteriyor?
Aşının uygulanması ile HPV’ye karşı oluşan antikor düzeyleri ölçülür.
Uzun süreli takip çalışmalarında da aşı alan gruptaki HPV enfeksiyonları ile plasebo alan gruptaki HPV enfeksiyonları kıyaslanır ve böylelikle klinik etkinlik ortaya çıkar. Şu an eldeki verilere göre, aşı 5 yıl boyunca etkili düzeyde antikor yanıtı oluşturuyor. Çalışmalar koruyuculuk süresi üzerinde halen devam ediyor ve ilk veriler 5 yıldan daha uzun süreli korumayı vaat ediyor.

Aşı hangi HPV tiplerine karşı koruma sağlıyor?
Aşı HPV 6, 11, 16, 18 tiplerini içeriyorr. HPV 16 ve 18 dünya üzerindeki rahim ağzı kanserlerinin yüzde 70’den fazlasına neden olurken, HPV 6 ve 11 ise dünya üzerindeki genital siğillerin yüzde 90’nından fazlasında sorumlu tutuluyor.

Türkiye’de rahim ağzı kanseri görülme sıklığı nedir?
Dünya çapında toplanan GLOBOCAN verilerine göre ülkemiz, rahim ağzı kanser sıklığı 100 bin’de 9,3’den düşük olan ülkeler grubunda yer alıyor. T.C. Sağlık Bakanlığı Kanserle Savaş Dairesi verilere göre bir lokal çalışmada, rahim ağzı kanseri sıklığının yaklaşık 100 bin’de 5 olduğu tahmin ediliyor. Dünya çapında konuya bakacak olursak, yılda yaklaşık 500 bin kadına rahim ağzı kanseri teşhisi konulup, yine yaklaşık 250 bin kadın bu kanser nedeni ile hayatını kaybediyor. Kabaca bir hesapla her 2 dakikada bir kadın, bu hastalıktan yaşamını yitiriyor.

Yeni MSD aşısını ne zaman yaptırabileceğiz?
MSD aşısı, Amerikan Gıda ve İlaç Dairesi (FDA) tarafından 9 Haziran 2006 tarihinde onaylandı. Yeni MSD aşısı için yapılan başvurular halen beş kıtada, ülkelerin ruhsatlandırma kurumlarında değerlendirme aşamasında. Ruhsat başvurusu yapan ülkeler arasında Türkiye de bulunuyor.
Ragim Ağzı Kanseri

Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , ,

Rahim Ağzı Kanseri Ne Kadar Yaygındır?

Tüm dünyada rahim ağzı kanseri kadınlarda, meme kanserinden sonra ikinci en çok yaygın kanserdir. Dünya Sağlık Örgütü güncel olarak tüm dünyada 2.000.000′dan fazla kadında rahim ağzı kanseri olduğunu tahmin etmektedir. Her yıl 490,000 yeni rahim ağzı kanseri olgusuna tanı koyulur. Bu, günde 1,300′den fazla yeni olgu demektir.

WHO’ya göre 2006 yılında her gün altıyüzelliden fazla kadın rahim ağzı kanseri nedeniyle hayatını kaybedecektir. İşte bu nedenle, serviksteki (rahim ağzındaki) kuşkulu hücre değişikliklerinin kanser öncülleri veya kansere dönüşmeden önce saptanmasına yardımcı olan Pap testini içeren jinekolojik muayene hakkında sağlık görevliniz ile görüşmeniz önemlidir.

Rahim ağzı kanseri bir bayanın hayatı boyunca gençlik döneminden itibaren çok nadir olmakla beraber her zaman ortaya çıkabilir. Rahim ağzı kanseri tanısı koyulan tüm bayanların yaklaşık %50′si 35-55 yaşları arasındadır. Bu kadınların pek çoğu onlu ve yirmili yaşlarında Human Papillomavirüs (HPV) ile karşılaşır.

Etiketler: , , , , , ,

AĞRI TEDAVİSİ


AĞRI TEDAVİSİ KLİNİĞİNE NE ZAMAN ve NEDEN BAŞVURULMALIDIR?
BEL, BACAK, KALÇA, SIRT ve BOYUN AĞRILARI İÇİN NELER YAPILABİLİR?
BEL VEYA BOYUN CERRAHİSİ SONRASINDA GEÇMEYEN YA DA ŞİDDETLENEN AĞRILAR İÇİN NELER YAPILABİLİR?
KANSER AĞRILARI İÇİN NELER YAPILABİLİR ?
ZONA ve ZONA SONRASI GEÇMEYEN AĞRILARDA NELER YAPILABİLİR?
KIRIKLARDAN VEYA KAZALARDAN SONRA OLUŞAN ve GEÇMEYEN KOL, EL ve AYAK AĞRILARI İÇİN NELER YAPILABİLİR?


AĞRI TEDAVİSİ KLİNİĞİNE NE ZAMAN VE NEDEN BAŞVURULMALIDIR?
Yıllar boyunca hastalara, ağrıları ile birlikte yaşamaları gerektiği söylenmiştir. Ancak, Ağrı Tedavisi Bilim Dalı’nın (Algoloji), özellikle son 20 yıl içerisinde kaydettiği gelişmeler sayesinde, günümüzde hiçbir hasta ağrıları ile yaşamaya mecbur değildir. Ağrılar genel olarak; kas, eklem, kemik, sinir gibi vücut dokularının veya diğer organların, ani veya uzun süreli (kronik) zarar görmesiyle oluşur. Kronik ağrılar, zarar gören dokuların iyileşmesinden sonra da devam eden ağrılardır. Uzun süre ağrı çeken kişilerde; ev ve iş hayatının olumsuz yönde etkilenmesi, genel durumlarının bozulması, giderek artan sıkıntı hali, hareketsizlik ve kilo alma, isteksizlik sık olarak rastlanan şikayetlerdir.


BEL, BACAK, KALÇA, SIRT VE BOYUN AĞRILARI İÇİN NELER YAPILABİLİR ?
Toplumun %80’i, hayatlarının bir döneminde; bel, sırt veya boyun bölgesinden kaynaklanan şiddetli ağrılardan yakınırlar. Başlangıçta ilaç tedavileri veya egzersizlerle hafifleyebilen bu ağrılar, daha sonra giderek şiddetlenebilirler. Yetersiz ve uygunsuz tedaviler nedeniyle, ağrılar, uzun süreli ve kalıcı hale gelebilir.
Bel ve boyun ağrılarının kaynakları; omurgayı (iskeletimizi) oluşturan kemikler, eklemler, bağlar, omurga kemikleri arasındaki yastıklar (diskler), kaslar, omurgadan çıkan sinir kökleri olabilir. Özellikle sinirlerin üzerinde baskı olduğunda, kola veya bacağa yayılan ağrılar hissedilebilir. Bu yapılardaki sıkışmalar ve zorlanmalar sonucunda; bel kayması, bel – boyun fıtıkları, omurilik kanalında daralma, ağrılı bel eklemi hastalıkları gibi birçok ağrılı durum ve rahatsızlıklar ortaya çıkabilir. Bu rahatsızlıklarda özellikle erken dönemde müdehale etmek önemlidir.
Sık olarak uygulanan tedavilerden biri de epidural enjeksiyonlardır. Amerika Birleşik Devletlerinde, yılda 2 milyondan fazla hastaya, bel ağrıları için epidural ilaç enjeksiyonları uygulanmaktadır.
Ağrının bulunduğu bölgeye yapılan bu enjeksiyon yöntemi sayesinde:
Ödem (şişlikler) ve baskı nedeniyle ağrı üreten sinirlerin bulunduğu alana ilaç yerleştirilmekte,
Tedavi edici ilacın, dolaylı olarak değil, doğrudan sinir sıkışmasının olduğu yere ulaşması sağlanmakta,
Sinir kökleri üzerindeki ödeme bağlı sıkışmalar kaybolmakta veya azalmakta,
Sinir sıkışmasına yanıt olarak oluşan ağrılı kas kasılmaları iyileşmektedir.
Omurgadaki eklemlerden kaynaklanan bel ve boyun ağrılarında da (Faset Eklem Hastalığı), eklem içine yapılan enjeksiyonlar sayesinde, iyileşme sağlanabilmektedir.
Uzun süren ve tekrarlayan bel – boyun – sırt ağrılarının tedavisinde, Ağrı Tedavisi Kliniklerine başvurulması halinde:
Erken müdehale sonucu tedavi şansı artacak ve vücüdu güçlendirici egzersizlere hemen başlanabilecek,
Şikayetlerin tekrarlama olasılığı, diğer tedavilere kıyasla çok daha az olacak,
Tekrarlayan şikayetlere bağlı işgücü kayıpları ve masraflar ortadan kalkabilecektir (bel ağrısının, işgücü kaybı olarak A.B.D. ekonomisine verdiği zarar, yılda 60 milyar doların üzerindedir).


BEL VEYA BOYUN CERRAHİSİ SONRASINDA GEÇMEYEN YA DA ŞİDDETLENEN AĞRILAR İÇİN NELER YAPILABİLİR ?
Ağrı Tedavi Kliniklerinde takip edilen önemli hasta gruplarından biri de, bel veya boyun fıtığı veya kaymaları nedeniyle ameliyat olan, ancak bu ameliyatlardan sonra şiddetli ağrılar çeken hastalardır.
Bu hastalarda; geçirilen ameliyatın doğal bir sonucu olarak, sinir kökleri çevresinde yapışıklıklar ve iyileşme sırasında oluşan dokulara bağlı sıkışıklıklar olur. Bunun sonucunda da, sinir kökü üzerinde sıkışma, baskı ve şiddetli ağrılar ortaya çıkabilir.
Yapışıklık olan bölgeye yönelik çeşitli tedavi yöntemleri geliştirilmiştir. Bunlardan biri de, özel enjeksiyon yöntemleri ile, ameliyatsız olarak, yapışıklıkların açılması ve sinir köklerinin rahatlatılmasıdır. Kateter denilen çok ince tüpler yardımıyla yapışıklık olan bölgeye ulaşılır ve ilaç enjeksiyonları ile tedavi uygulanır.


KANSER AĞRILARI İÇİN NELER YAPILABİLİR ?
Ağrı, kanserli hastalarda en sık karşılaşılan sorundur. Ucuz ve etkili ağrı tedavisi yöntemlerinin varlığına rağmen, kanser ağrılarının tedavisi ülkemizde yetersiz durumdadır. Kanserli hastaların, %90’ında ağrı vardır ve hastalığın seyrine olumsuz etki edeceği gösterildiğinden, ağrı kesici tedaviye hemen başlanmalıdır. Sıklıkla, kuvvetli ağrı kesicilerle, hastaların çoğunda, etkin ağrı tedavisi sağlanabilir.
İlaçların yetersiz kaldığı durumlarda ise, çeşitli enjeksiyonlarla sinirlerin uyuşturulması veya cilt altına yerleştirilen ince tüpler gibi yöntemlerle, çok şiddetli kanser ağrıları bile ortadan kaldırılabilir.


ZONA VE ZONA SONRASI GEÇMEYEN AĞRILARDA NELER YAPILABİLİR ?
Su çiçeği hastalığına neden olan virüsün oluşturduğu, vücudun tek tarafındaki ağrılı döküntülerle seyreden hastalığa Zona adı verilir. Bağışıklık sisteminin zayıfladığı durumlarda (stres, şiddetli grip ve diğer hastalıklar, ameliyatlar veya kanser), vücutta bulunan virüs faaliyete geçer ve Zona hastalığı oluşur.
Yüz, boyun, kol, göğüs veya karın bölgesinde, tek taraflı, kırmızı döküntüler ve şiddetli ağrı ile seyreder. Ağrılarlar genellikle 3 hafta kadar sürer ve hastalık sonlanır. Döküntüler başladığında, Zona’ya yönelik kremler ve tedaviler uygulanır. Ancak bu tedavi yeterli olmayabilir. Bu aşamada, Zona virüsünün yayıldığı sinirlerin çevresine, ilaç enjeksiyonu uygulanmalıdır. Sinir kökünden yayılan ağrının baskılanması sayesinde, hastanın ağrısı geçer ve yalnız krem ile tedavi edilenlere göre hastalık çok daha hızlı iyileşir.
Bazı hastalarda, özellikle de ileri yaşlarda Zona geçirenlerde, hastalık sonlandığı halde şiddetli ağrılar kesilmez. Bu duruma Zona Sonrası Nevralji (Post Herpetik Nevralji) denir. Ellili yaşlardan sonra sık olarak görülür. Gençlerde de görülebilir. Tedavisi güçtür. Bu nedenle Zona geçirirken önlem almak gerekmektedir. Zona ciddiye alınması gereken bir rahatsızlıktır. Altmışbeş yaşın üzerindeki nüfusun, intihar nedenleri arasında, tedavi edilmemiş Zona ağrısı ilk sıralardadır.
Vücuttaki diğer nevrit ve nevraljilerde de (sinir dokusu ağrıları ve sinir ucu iltihapları) ağrı tedavisi olanakları vardır. Özellikle sık olan türü, yüzün tek tarafında çok şiddetli ağrılarla seyreden Trigeminal Nevralji’dir. Böyle durumlarda, özel ağrı ilaçları ve enjeksiyon teknikleri ile tedavi sağlanabilmektedir.


KIRIKLARDAN VEYA KAZALARDAN SONRA OLUŞAN VE GEÇMEYEN KOL, EL VE AYAK AĞRILARI İÇİN NELER YAPILABİLİR ?
Kırıklardan sonra ortaya çıkan; el, kol veya ayaklarda çok şiddetli yanma, ağrılar ve şişmelerle seyredebilen şikayetlerde (Sudek Atrofisi, Refleks Sempatik Distrofi), erken dönemde, ağrı tedavisine başlanması gerekir. İlaç tedavileri ve Sempatik Sinir Blokajı ile başarılı sonuçlar alınmaktadır. Bu aşamadan sonra hastalar, el veya ayaklarına yönelik fizik tedavi ve rehabilitasyon uygulamalarını yaptırabilir hale gelmektedirler.
Ağrı Tedavisi girişimleri, kliniğimizde, C-kollu skopi cihazı ile görüntüleyerek ve ağrısız olarak yapılmakta, girişimsel uygulamaların emniyeti ve başarı oranı arttırılmaktadır.
Benzer birçok ağrılı durumun tedavisi, günümüzde olanaklı hale gelmiştir.
Özellikle toplumun büyük bir kısmını etkileyen bel ve boyun ağrılarının tedavisinde, Ağrı Tedavisi Klinikleri sayesinde, büyük ilerlemeler sağlanmıştır.
Ağrı Tedavisi Klinikleri, modern tıbbın önemli bilim dallarından biridir.
Ülkemizde de, bu alanda olumlu adımlar atılmıştır.

Etiketler: , , , , , , , , , , , , , ,