ENDER SARAÇTAN KRONİK KABIZLIK İÇİN ARPA ÇORBASI

Dr Ender saraç’ın dediğine göre kabızlık, geçmişinden kurtulamayan insanların hastalığıymış. Ne kadar doğru bilmem ama, kabızlık çok ciddi bir sorun ve süratle tedavi edilmesi gerekne bir durum. Ender Saraç özellikle, kronik kabızlık problemi yaşayanlar için özel bir çorba tarifi verdi.
GEREKLİ MALZELEMER
1 avuç haşlanmış arpa, (1 gece önceden ıslattığınız 1 kg arpayı düdüklü tencerede iyice pişirin. 1 er avuç poşetlere koyup, daha sonra kullanmak üzere difrizde saklayın.)
mevsim sebzesi(Özellikle kabak, pırasa ve bamyadan birisi olması daha faydalı),
1 adet küçük boy soğan,
1 adet dometesin suyu,
kırmızı pul biber,
HAZIRLANIŞI : Bütün malzemeleri karıştırıp çorba gibi pişirin. İçerken isterseniz biraz limon ilave edebilirsiniz. GÜnde 1-2 sefer için. Çorbadan sonra içeceğiniz 1 fincan rezene çayı bağırsakları daha da yumuşatacaktır. Ayrıca İnciri kabuğuyla yiyip, üzerine 1 bardak ılık su içmek de kabızlık için oldukça faydalıdır.

Etiketler: , , , , , , , ,

ÇOCUKLARDA HİPERTANSİYON

ÇOCUKLARDA HİPERTANSİYON
Çocuklarda Hipertansiyon

Çocuklarda hipertansiyon, yenidoğan da dahil olmak üzere her yaşta görülebilir.
Hipertansiyon 2 gruba ayrılabilir:Esansiyel veya primer hipertansiyon dediğimiz herhangi bir neden bulamadığımız grup ki, bu tip hipertansiyon daha çok erişkinlerde görülür. Diğer grup ise sekonder hipertansiyon dediğimiz gruptur ki burada tansiyon, böbrek veya kalp hastalığı gibi vücutta mevcut olan başka bir hastalık sonucu oluşur. Erişkinlerde esansiyel hipertansiyon dediğimiz nedeni bilinmeyen hipertansiyon çok daha sık olarak görülürken çocuklarda özellikle 6 yaşın altındaki çocuklarda esansiyel hipertansiyon hemen hemen hiç görülmez. Esansiyel hipertansiyon çocuklarda genellikle 10 yaşından sonra  görülmeye başlar. Çocuklarda tespit edilen hipertansiyonun hemen daima bir nedeni vardır, bu nedenle hipertansiyon tespit edilen çocuklar detaylı bir şekilde araştırılmalıdır, nedeni bulup ortadan kaldırmadan çocuklardaki hipertansiyonu tedavi etmek mümkün değildir.
Çocuklardaki hipertansiyonun %90’nında 2 önemli neden vardır. Bunlardan biri böbrek hastalığı diğeri ise aort koarktasyonu dediğimiz doğumsal bir kalp hastalığıdır. Hipertansiyona neden olan böbrek hastalıkları, doğuştan gelen böbrek bozuklulukları veya böbrek atar damarındaki darlık olabileceği gibi sonradan oluşan  akut veya kronik böbrek iltihapları olabilir. Aort koarktasyonunda hipertansiyon, kalpten çıkan bütün vücuda temiz kanı götüren aort damarı dediğimiz ana atar damarın genellikle sol kol damarını verdikten sonraki kısmındaki darlığa bağlı olarak gelişir. Böbrek üstü bezinin fazla çalışması, bazı tümörler ve bazı ilaçlar(kortizon, bazı öksürük ilaçları ve burun damlaları gibi) çocuklarda daha az rastladığımız hipertansiyon nedenleridir.
Esansiyel hipertansiyon 6 yaşın altındaki çocuklarda hemen hemen hiç görülmez, 10 yaşından sonra görülmeye başlar. Çocuklarda esansiyel hipertansiyonun oluşumundaki en önemli neden ailevi yatkınlığın yanı sıra sağlıksız beslenme ve azalmış fizik aktivite sonucu oluşan fazla kilolar ve obesite dediğimiz şişmanlıktır. Son yıllarda yapılan araştırmalar esansiyel hipertansiyon oranının özellikle adölesan yaştaki çocuklarda giderek arttığını göstermektedir. Obesitenin yanısıra sigara alışkanlığının da bu yaş grubunda giderek artması erişkinlerde olduğu gibi esansiyel hipertansiyon  oranının artmasının diğer önemli bir nedeni olarak karşımıza çıkmaktadır.
Günümüzde genç erişkinlerde ve erişkinlerde görülen hipertansiyon, şeker hastalığı, hiperlipidemi( kan yağlarının yükselmesi) ve kalp- damar hastalıklarının köklerinin erken çocukluk çağlarına uzandığı  ve oluşumunda bebeklikten başlayan sağlıksız beslenme ve aktivite azlığı nedeniyle gelişen obesitenin önemli rol oynadığı bilimsel araştırmalarla kanıtlanmıştır. Obesitenin yanı sıra sigara içimi bu hastalıkların hızla ilerleyerek çok daha erken yaşlarda ortaya çıkmasına neden olmaktadır.
Erken çocukluk dönemlerinden hatta bebeklikten başlayan sağlıklı beslenme, fizik aktivite ve spor; sigaranın içilmediği  bir yaşam tarzının  ailenin tüm bireylerinin de katıldığı bir yaşam tarzı olarak benimsenip uygulanması bu hastalıkların oluşumunu önemli ölçüde azaltacaktır.
Tansiyon yüksekliği hafifse genellikle hiçbir belirti olmaz, muayenelerde tansiyon ölçümü sırasında tesadüfen ortaya çıkar. Tansiyon yüksekliği fazla baş ağrısı, baş dömesi, bulantı –kusma, burun kanaması, huzursuzluk, veya kişilik bozukluğu  sıklıkla rastlanan belirtilerdir. Nadiren beyin kanaması, felçler, kalp ve böbrek yetersizliği, görme bozuklukları veya körlük ilk belirtiler olabilir. Bazen tansiyon yüksek bile olsa belirti vermeyebilir. Tedavi edilmeyen yüksek tansiyon beyin, kalp,  göz gibi bazı organlarda kalıcı hasarlara neden olabilir. Bu nedenle belirli aralıklarla çocukların tansiyonlarının ölçülmesi, tanının erken konulup tedavinin erken başlanması kalıcı hasarların önlenmesi açısından son derece önemlidir.
Çocuklarda hipertansiyon değişik nedenlere bağlı olduğu için tedaviler de  nedene göre farklılık gösterir.
Çocuklarda esansiyel hipertansiyonda tansiyon çok yüksek değildir. Bu çocuklar genellikle şişman az hareket eden çocuklardır. Kilo verdirilmesi, fiziksel aktivitenin artırılması, sigara içiyorsa sigaranın kesimesi ve tuzun azaltılması ile tansiyon genellikle kontrol altına alınır. Bütün bunlara rağmen tansiyon düşmüyorsa tansiyon düşürücü ilaçlar kullanılır.
Sekonder hipertansiyonda nedene yönelik  tedaviler uygulanır. Nefrite yani böbreğin kronik veya akut enfeksiyonlarına  bağlı ise su ve tuz kısıtlamasının yanısıra tansiyon düşürücü ilaçlar kullanılır. Enfeksiyon varsa uygun antibiyotik tedavisi uygulanır. İlaçlara rağmen tansiyon kontrol altına alınamıyorsa ve tek taraflı ise o böbrek ameliyatla alınır. Böbrek damarındaki darlığa bağlı ise daralmış damar balonla veya ameliyatla açılarak tansiyon düşürülür. Aort koarktasyonunda daralmış damar balonla veya ameliyatla genişletilerek tansiyon kontrol altına alınır ve tamamen tedavi edilmiş olur.
Çocuklarda hipertansiyonun görülme sıklığı % 1 civarındadır. 
Hipertansiyon çocuklarda yenidoğandan itibaren görülebilir. Her yaş grubunda farklı nedenlere bağlı olarak ortaya çıkar. Esansiyel hipertansiyon genellikle 10 yaşından sonra görülmeye başlar. 6 yaştan önce hemen hemen hiç görülmez. Sekonder hipertansiyon  çocuklarda her yaş grubunda  görülebilir.
Özellikle sekonder hipertansiyonu olan çocuklar hipertansif kriz dediğimiz ataklarla tansiyonun çok yükselmesine bağlı komaya girebilirler. Bu durumda hastaneye getirilirken veya acil tedaviye rağmen kaybedilebilirler.
Hipertansiyon tespit edilen çocuklarda hemen daima bir neden vardır ve bu neden bazen basit bir muayene ve tahlille anlaşılabilir. Bazen uzun süren tekrarlayan zahmetli tetkikler gerekebilir. Bu tahliller küçük ve hasta bir çocuğu şüphesiz etkileyecektir. Ailenin de bu tetkikler konusunda sabırlı olması gerekir. Bazılarında neden bulunduktan sonra kısa sürede tamamen  iyileşme sağlanabilir. Ama bazılarında uzun süren tekrarlayan tedavilere ihtiyaç gerekebilir.

Etiketler: , , , , , , , , , ,

AĞRI TEDAVİSİ


AĞRI TEDAVİSİ KLİNİĞİNE NE ZAMAN ve NEDEN BAŞVURULMALIDIR?
BEL, BACAK, KALÇA, SIRT ve BOYUN AĞRILARI İÇİN NELER YAPILABİLİR?
BEL VEYA BOYUN CERRAHİSİ SONRASINDA GEÇMEYEN YA DA ŞİDDETLENEN AĞRILAR İÇİN NELER YAPILABİLİR?
KANSER AĞRILARI İÇİN NELER YAPILABİLİR ?
ZONA ve ZONA SONRASI GEÇMEYEN AĞRILARDA NELER YAPILABİLİR?
KIRIKLARDAN VEYA KAZALARDAN SONRA OLUŞAN ve GEÇMEYEN KOL, EL ve AYAK AĞRILARI İÇİN NELER YAPILABİLİR?


AĞRI TEDAVİSİ KLİNİĞİNE NE ZAMAN VE NEDEN BAŞVURULMALIDIR?
Yıllar boyunca hastalara, ağrıları ile birlikte yaşamaları gerektiği söylenmiştir. Ancak, Ağrı Tedavisi Bilim Dalı’nın (Algoloji), özellikle son 20 yıl içerisinde kaydettiği gelişmeler sayesinde, günümüzde hiçbir hasta ağrıları ile yaşamaya mecbur değildir. Ağrılar genel olarak; kas, eklem, kemik, sinir gibi vücut dokularının veya diğer organların, ani veya uzun süreli (kronik) zarar görmesiyle oluşur. Kronik ağrılar, zarar gören dokuların iyileşmesinden sonra da devam eden ağrılardır. Uzun süre ağrı çeken kişilerde; ev ve iş hayatının olumsuz yönde etkilenmesi, genel durumlarının bozulması, giderek artan sıkıntı hali, hareketsizlik ve kilo alma, isteksizlik sık olarak rastlanan şikayetlerdir.


BEL, BACAK, KALÇA, SIRT VE BOYUN AĞRILARI İÇİN NELER YAPILABİLİR ?
Toplumun %80’i, hayatlarının bir döneminde; bel, sırt veya boyun bölgesinden kaynaklanan şiddetli ağrılardan yakınırlar. Başlangıçta ilaç tedavileri veya egzersizlerle hafifleyebilen bu ağrılar, daha sonra giderek şiddetlenebilirler. Yetersiz ve uygunsuz tedaviler nedeniyle, ağrılar, uzun süreli ve kalıcı hale gelebilir.
Bel ve boyun ağrılarının kaynakları; omurgayı (iskeletimizi) oluşturan kemikler, eklemler, bağlar, omurga kemikleri arasındaki yastıklar (diskler), kaslar, omurgadan çıkan sinir kökleri olabilir. Özellikle sinirlerin üzerinde baskı olduğunda, kola veya bacağa yayılan ağrılar hissedilebilir. Bu yapılardaki sıkışmalar ve zorlanmalar sonucunda; bel kayması, bel – boyun fıtıkları, omurilik kanalında daralma, ağrılı bel eklemi hastalıkları gibi birçok ağrılı durum ve rahatsızlıklar ortaya çıkabilir. Bu rahatsızlıklarda özellikle erken dönemde müdehale etmek önemlidir.
Sık olarak uygulanan tedavilerden biri de epidural enjeksiyonlardır. Amerika Birleşik Devletlerinde, yılda 2 milyondan fazla hastaya, bel ağrıları için epidural ilaç enjeksiyonları uygulanmaktadır.
Ağrının bulunduğu bölgeye yapılan bu enjeksiyon yöntemi sayesinde:
Ödem (şişlikler) ve baskı nedeniyle ağrı üreten sinirlerin bulunduğu alana ilaç yerleştirilmekte,
Tedavi edici ilacın, dolaylı olarak değil, doğrudan sinir sıkışmasının olduğu yere ulaşması sağlanmakta,
Sinir kökleri üzerindeki ödeme bağlı sıkışmalar kaybolmakta veya azalmakta,
Sinir sıkışmasına yanıt olarak oluşan ağrılı kas kasılmaları iyileşmektedir.
Omurgadaki eklemlerden kaynaklanan bel ve boyun ağrılarında da (Faset Eklem Hastalığı), eklem içine yapılan enjeksiyonlar sayesinde, iyileşme sağlanabilmektedir.
Uzun süren ve tekrarlayan bel – boyun – sırt ağrılarının tedavisinde, Ağrı Tedavisi Kliniklerine başvurulması halinde:
Erken müdehale sonucu tedavi şansı artacak ve vücüdu güçlendirici egzersizlere hemen başlanabilecek,
Şikayetlerin tekrarlama olasılığı, diğer tedavilere kıyasla çok daha az olacak,
Tekrarlayan şikayetlere bağlı işgücü kayıpları ve masraflar ortadan kalkabilecektir (bel ağrısının, işgücü kaybı olarak A.B.D. ekonomisine verdiği zarar, yılda 60 milyar doların üzerindedir).


BEL VEYA BOYUN CERRAHİSİ SONRASINDA GEÇMEYEN YA DA ŞİDDETLENEN AĞRILAR İÇİN NELER YAPILABİLİR ?
Ağrı Tedavi Kliniklerinde takip edilen önemli hasta gruplarından biri de, bel veya boyun fıtığı veya kaymaları nedeniyle ameliyat olan, ancak bu ameliyatlardan sonra şiddetli ağrılar çeken hastalardır.
Bu hastalarda; geçirilen ameliyatın doğal bir sonucu olarak, sinir kökleri çevresinde yapışıklıklar ve iyileşme sırasında oluşan dokulara bağlı sıkışıklıklar olur. Bunun sonucunda da, sinir kökü üzerinde sıkışma, baskı ve şiddetli ağrılar ortaya çıkabilir.
Yapışıklık olan bölgeye yönelik çeşitli tedavi yöntemleri geliştirilmiştir. Bunlardan biri de, özel enjeksiyon yöntemleri ile, ameliyatsız olarak, yapışıklıkların açılması ve sinir köklerinin rahatlatılmasıdır. Kateter denilen çok ince tüpler yardımıyla yapışıklık olan bölgeye ulaşılır ve ilaç enjeksiyonları ile tedavi uygulanır.


KANSER AĞRILARI İÇİN NELER YAPILABİLİR ?
Ağrı, kanserli hastalarda en sık karşılaşılan sorundur. Ucuz ve etkili ağrı tedavisi yöntemlerinin varlığına rağmen, kanser ağrılarının tedavisi ülkemizde yetersiz durumdadır. Kanserli hastaların, %90’ında ağrı vardır ve hastalığın seyrine olumsuz etki edeceği gösterildiğinden, ağrı kesici tedaviye hemen başlanmalıdır. Sıklıkla, kuvvetli ağrı kesicilerle, hastaların çoğunda, etkin ağrı tedavisi sağlanabilir.
İlaçların yetersiz kaldığı durumlarda ise, çeşitli enjeksiyonlarla sinirlerin uyuşturulması veya cilt altına yerleştirilen ince tüpler gibi yöntemlerle, çok şiddetli kanser ağrıları bile ortadan kaldırılabilir.


ZONA VE ZONA SONRASI GEÇMEYEN AĞRILARDA NELER YAPILABİLİR ?
Su çiçeği hastalığına neden olan virüsün oluşturduğu, vücudun tek tarafındaki ağrılı döküntülerle seyreden hastalığa Zona adı verilir. Bağışıklık sisteminin zayıfladığı durumlarda (stres, şiddetli grip ve diğer hastalıklar, ameliyatlar veya kanser), vücutta bulunan virüs faaliyete geçer ve Zona hastalığı oluşur.
Yüz, boyun, kol, göğüs veya karın bölgesinde, tek taraflı, kırmızı döküntüler ve şiddetli ağrı ile seyreder. Ağrılarlar genellikle 3 hafta kadar sürer ve hastalık sonlanır. Döküntüler başladığında, Zona’ya yönelik kremler ve tedaviler uygulanır. Ancak bu tedavi yeterli olmayabilir. Bu aşamada, Zona virüsünün yayıldığı sinirlerin çevresine, ilaç enjeksiyonu uygulanmalıdır. Sinir kökünden yayılan ağrının baskılanması sayesinde, hastanın ağrısı geçer ve yalnız krem ile tedavi edilenlere göre hastalık çok daha hızlı iyileşir.
Bazı hastalarda, özellikle de ileri yaşlarda Zona geçirenlerde, hastalık sonlandığı halde şiddetli ağrılar kesilmez. Bu duruma Zona Sonrası Nevralji (Post Herpetik Nevralji) denir. Ellili yaşlardan sonra sık olarak görülür. Gençlerde de görülebilir. Tedavisi güçtür. Bu nedenle Zona geçirirken önlem almak gerekmektedir. Zona ciddiye alınması gereken bir rahatsızlıktır. Altmışbeş yaşın üzerindeki nüfusun, intihar nedenleri arasında, tedavi edilmemiş Zona ağrısı ilk sıralardadır.
Vücuttaki diğer nevrit ve nevraljilerde de (sinir dokusu ağrıları ve sinir ucu iltihapları) ağrı tedavisi olanakları vardır. Özellikle sık olan türü, yüzün tek tarafında çok şiddetli ağrılarla seyreden Trigeminal Nevralji’dir. Böyle durumlarda, özel ağrı ilaçları ve enjeksiyon teknikleri ile tedavi sağlanabilmektedir.


KIRIKLARDAN VEYA KAZALARDAN SONRA OLUŞAN VE GEÇMEYEN KOL, EL VE AYAK AĞRILARI İÇİN NELER YAPILABİLİR ?
Kırıklardan sonra ortaya çıkan; el, kol veya ayaklarda çok şiddetli yanma, ağrılar ve şişmelerle seyredebilen şikayetlerde (Sudek Atrofisi, Refleks Sempatik Distrofi), erken dönemde, ağrı tedavisine başlanması gerekir. İlaç tedavileri ve Sempatik Sinir Blokajı ile başarılı sonuçlar alınmaktadır. Bu aşamadan sonra hastalar, el veya ayaklarına yönelik fizik tedavi ve rehabilitasyon uygulamalarını yaptırabilir hale gelmektedirler.
Ağrı Tedavisi girişimleri, kliniğimizde, C-kollu skopi cihazı ile görüntüleyerek ve ağrısız olarak yapılmakta, girişimsel uygulamaların emniyeti ve başarı oranı arttırılmaktadır.
Benzer birçok ağrılı durumun tedavisi, günümüzde olanaklı hale gelmiştir.
Özellikle toplumun büyük bir kısmını etkileyen bel ve boyun ağrılarının tedavisinde, Ağrı Tedavisi Klinikleri sayesinde, büyük ilerlemeler sağlanmıştır.
Ağrı Tedavisi Klinikleri, modern tıbbın önemli bilim dallarından biridir.
Ülkemizde de, bu alanda olumlu adımlar atılmıştır.

Etiketler: , , , , , , , , , , , , , ,