ÇOCUKLARDA CİNSEL YAŞAM

ÇOCUK ve CİNSELLİK


Çocuk ve Cinsellik
Uzmanlar, çocukların cinsellikle ilgili merak nedeniyle kesinlikle azarlanmamaları gerektiğini söylüyorlar.  Uzmanlar “ayıp, günah” diyerek azarlamanın, çocuğun gelecekteki cinsel yaşamını da olumsuz etkileyeceğine dikkat çekiyorlar.
Ülkemizde Milli Eğitim Bakanlığı ve Sağlık Bakanlığı tarafından yapılan araştırmalar, ortaokul ve lise düzeyindeki gençlerin cinsellikle ilgili sağlıklı bilgilere sahip olmadıklarını,  bundan kaynaklanan ciddi sorunlar yaşadıklarını gösteriyor. Uzmanlar gençlerin yaşadıkları sorunlarda ailenin çocukluk döneminde cinsellikle ilgili sağlıklı bilgi vermemesinin de etkili rol oynadığına dikkat çekiyorlar.
Uzmanlar, çevresini ve dış dünyayı tanımaya çalışan çocukların özellikle 3 yaş civarında anne ve babalarına hemen her konuda soru sormaya başladıklarına dikkat çekiyorlar. Bu sorulardan cinsel içerikli olanlara verilecek yanıtların pek çok anne ve babayı zorladığını vurgulanmaktadır.  Bu durum ebeveynlerin cinsellikle ilgili tutumlarıyla ilgili olabiliyor. Ama, son derece açık ve rahat oldukları düşünülen anne-babalar bile böyle bir durumla karşılaştıklarında nasıl davranacaklarını, neyi, nasıl anlatacaklarını bilemeyebilmekteler.
Çocuğun cinsel içerikli sorularının temelinde cinsel duygular değil, onun üremeye yani bebeklerin nasıl dünyaya geldiklerine dair meraklarının yattığı hatırlatılıyor.  Bunun çocuğun uzaya, gezegenlere ya da hayvanların yaşayışlarına olan meraklarından farklı olmadığı vurgulanıyır. Anne-babanın cinsel içerikli sorular karşısında yaşadıkları gerginliğin, bu farkı bilmemekten ve çocuğun cinsellik anlayışını yetişkin anlayışıyla karıştırmaktan kaynaklandığı belirtiliyor.
Ülkemizde çoğu ailede cinselliği çağrıştıran sorular ve bu konudaki konuşmalar yasaktır, ayıptır. Çocuk herhangi bir soru sorduğunda ya azarlanır, ya da anne-baba bu soruyu nasıl yanıtlayacaklarını bilemedikleri için konu bir şekilde kapatılır. Sonuçta merakı giderilmeyen çocuk sorusunun cevabını aramayadevam edecektir ve bu konuyu yeterince bilmeyen birilerinden yalan yanlış bir şeyler de öğrenebilir.
Çocukların aileleri tarafından sağlıklı bir biçimde bilgilendirilmesi uzmanlara göre çok önemli. Eğer anne ya da baba çocuğu cinsellikle ilgili bir soru nedeniyle azarlarsa çocuğun suçluluk hissetmesi, cinselliğin,  ayıp,günah veya pis bir şey olduğunu düşünmesi kaçınılmaz hale geliyor. Bu düşüncelerin çocuğun ileriki cinsel yaşamını olumsuz yönde etkileyebileceğini söylenirken verilmesi gereken eğitimin sınırları çizilmektedir.
Çocuklara cinsel eğitim verilirken öncelikle çocuğun bilişsel gelişim düzeyi dikkate alınmalıdır. Çocuk soru sorduğunda doğru, açıklayıcı ve anlayabileceği şekilde cevap verilmelidir. Cevaplar çocuğun merakını gidermeli ve doyurucu olmalıdır. Fazla ayrıntılı bilgi vermek çocuğun kafasını karıştırmaktan başka bir işe yaramaz. Susmak,konuyu değiştirmek ya da azarlamak tercih edilmemelidir.  
Çocuğa cinsel bilgiler vermenin en uygun zamanı, onun bu konularda soru sormaya başladığı dönemlerdir. Bu tür sorular bireysel farklılıklar olmakla beraber, genellikle 3 yaş civarında sorulmaya başlanır. İlk sorular genellikle kendi bedeni, annenin bedeni ya da bir kardeşin dünyaya gelişi ile ilgilidir. 2-3 yaşlarında cinsiyet farkıyla ilgili sorular, 3-4 yaşlarında doğumla ilgili sorular başlar. Cinsel ilgiler bazen 7-8 yaşları ile buluğ arasında diner. Cinsel olgunlaşmayla fizik işaretlerin belirmesi ve genital bezlerin üretime başlamaları ile yeniden canlanır.
Çocukluk dönemlerinde  gerekli desteği görmedikleri, sorularına yanıt bulamadıkları için de ailelerine başvurmuyorlar. Ailesinden cinsellikle ilgili yeterli bilgi alamayan çocuklar ergenlik döneminde ciddi zorluklar yaşıyorlar. Çocukluk dönemlerinde de gerekli desteği görmedikleri, sorularına yanıt bulamadıkları için de ailelerine başvurmuyorlar. Uzmanlar, çocukların bedenlerini tanırken cinsel organlarını da dokunarak tanımaya çalıştıklarını belirtirken ailelere şu önerilerde bulunmaktadırlar.
Ailelerin genellikle bu durumdan rahatsız oldukları, azarlama, engelleme yolunu tercih ettikleri görülmektedir. Oysa bu davranış doğal, normal bir davranıştır, sağlıklıdır. Çocuğun bedenini tanımaya çalışmasının bir parçasıdır. Cinsel eğitimin amacı yalnızca çocuğun bazı sosyal kurallara uymasını sağlamak değil, insanın serbestçe gelişimini ve kendinde bulunan cinsel güçleri olabildiğince düzenlemesini, bunları bilinçli olarak elinde tutmasını,kendisinin ve başkalarının mutluluğu (özellikle eş ve çocuklar) için bunlardan yararlanmasını sağlamaktır.

Etiketler: , , , , , , , , , , ,

ÇOCUKLARDA HİPERTANSİYON

ÇOCUKLARDA HİPERTANSİYON
Çocuklarda Hipertansiyon

Çocuklarda hipertansiyon, yenidoğan da dahil olmak üzere her yaşta görülebilir.
Hipertansiyon 2 gruba ayrılabilir:Esansiyel veya primer hipertansiyon dediğimiz herhangi bir neden bulamadığımız grup ki, bu tip hipertansiyon daha çok erişkinlerde görülür. Diğer grup ise sekonder hipertansiyon dediğimiz gruptur ki burada tansiyon, böbrek veya kalp hastalığı gibi vücutta mevcut olan başka bir hastalık sonucu oluşur. Erişkinlerde esansiyel hipertansiyon dediğimiz nedeni bilinmeyen hipertansiyon çok daha sık olarak görülürken çocuklarda özellikle 6 yaşın altındaki çocuklarda esansiyel hipertansiyon hemen hemen hiç görülmez. Esansiyel hipertansiyon çocuklarda genellikle 10 yaşından sonra  görülmeye başlar. Çocuklarda tespit edilen hipertansiyonun hemen daima bir nedeni vardır, bu nedenle hipertansiyon tespit edilen çocuklar detaylı bir şekilde araştırılmalıdır, nedeni bulup ortadan kaldırmadan çocuklardaki hipertansiyonu tedavi etmek mümkün değildir.
Çocuklardaki hipertansiyonun %90’nında 2 önemli neden vardır. Bunlardan biri böbrek hastalığı diğeri ise aort koarktasyonu dediğimiz doğumsal bir kalp hastalığıdır. Hipertansiyona neden olan böbrek hastalıkları, doğuştan gelen böbrek bozuklulukları veya böbrek atar damarındaki darlık olabileceği gibi sonradan oluşan  akut veya kronik böbrek iltihapları olabilir. Aort koarktasyonunda hipertansiyon, kalpten çıkan bütün vücuda temiz kanı götüren aort damarı dediğimiz ana atar damarın genellikle sol kol damarını verdikten sonraki kısmındaki darlığa bağlı olarak gelişir. Böbrek üstü bezinin fazla çalışması, bazı tümörler ve bazı ilaçlar(kortizon, bazı öksürük ilaçları ve burun damlaları gibi) çocuklarda daha az rastladığımız hipertansiyon nedenleridir.
Esansiyel hipertansiyon 6 yaşın altındaki çocuklarda hemen hemen hiç görülmez, 10 yaşından sonra görülmeye başlar. Çocuklarda esansiyel hipertansiyonun oluşumundaki en önemli neden ailevi yatkınlığın yanı sıra sağlıksız beslenme ve azalmış fizik aktivite sonucu oluşan fazla kilolar ve obesite dediğimiz şişmanlıktır. Son yıllarda yapılan araştırmalar esansiyel hipertansiyon oranının özellikle adölesan yaştaki çocuklarda giderek arttığını göstermektedir. Obesitenin yanısıra sigara alışkanlığının da bu yaş grubunda giderek artması erişkinlerde olduğu gibi esansiyel hipertansiyon  oranının artmasının diğer önemli bir nedeni olarak karşımıza çıkmaktadır.
Günümüzde genç erişkinlerde ve erişkinlerde görülen hipertansiyon, şeker hastalığı, hiperlipidemi( kan yağlarının yükselmesi) ve kalp- damar hastalıklarının köklerinin erken çocukluk çağlarına uzandığı  ve oluşumunda bebeklikten başlayan sağlıksız beslenme ve aktivite azlığı nedeniyle gelişen obesitenin önemli rol oynadığı bilimsel araştırmalarla kanıtlanmıştır. Obesitenin yanı sıra sigara içimi bu hastalıkların hızla ilerleyerek çok daha erken yaşlarda ortaya çıkmasına neden olmaktadır.
Erken çocukluk dönemlerinden hatta bebeklikten başlayan sağlıklı beslenme, fizik aktivite ve spor; sigaranın içilmediği  bir yaşam tarzının  ailenin tüm bireylerinin de katıldığı bir yaşam tarzı olarak benimsenip uygulanması bu hastalıkların oluşumunu önemli ölçüde azaltacaktır.
Tansiyon yüksekliği hafifse genellikle hiçbir belirti olmaz, muayenelerde tansiyon ölçümü sırasında tesadüfen ortaya çıkar. Tansiyon yüksekliği fazla baş ağrısı, baş dömesi, bulantı –kusma, burun kanaması, huzursuzluk, veya kişilik bozukluğu  sıklıkla rastlanan belirtilerdir. Nadiren beyin kanaması, felçler, kalp ve böbrek yetersizliği, görme bozuklukları veya körlük ilk belirtiler olabilir. Bazen tansiyon yüksek bile olsa belirti vermeyebilir. Tedavi edilmeyen yüksek tansiyon beyin, kalp,  göz gibi bazı organlarda kalıcı hasarlara neden olabilir. Bu nedenle belirli aralıklarla çocukların tansiyonlarının ölçülmesi, tanının erken konulup tedavinin erken başlanması kalıcı hasarların önlenmesi açısından son derece önemlidir.
Çocuklarda hipertansiyon değişik nedenlere bağlı olduğu için tedaviler de  nedene göre farklılık gösterir.
Çocuklarda esansiyel hipertansiyonda tansiyon çok yüksek değildir. Bu çocuklar genellikle şişman az hareket eden çocuklardır. Kilo verdirilmesi, fiziksel aktivitenin artırılması, sigara içiyorsa sigaranın kesimesi ve tuzun azaltılması ile tansiyon genellikle kontrol altına alınır. Bütün bunlara rağmen tansiyon düşmüyorsa tansiyon düşürücü ilaçlar kullanılır.
Sekonder hipertansiyonda nedene yönelik  tedaviler uygulanır. Nefrite yani böbreğin kronik veya akut enfeksiyonlarına  bağlı ise su ve tuz kısıtlamasının yanısıra tansiyon düşürücü ilaçlar kullanılır. Enfeksiyon varsa uygun antibiyotik tedavisi uygulanır. İlaçlara rağmen tansiyon kontrol altına alınamıyorsa ve tek taraflı ise o böbrek ameliyatla alınır. Böbrek damarındaki darlığa bağlı ise daralmış damar balonla veya ameliyatla açılarak tansiyon düşürülür. Aort koarktasyonunda daralmış damar balonla veya ameliyatla genişletilerek tansiyon kontrol altına alınır ve tamamen tedavi edilmiş olur.
Çocuklarda hipertansiyonun görülme sıklığı % 1 civarındadır. 
Hipertansiyon çocuklarda yenidoğandan itibaren görülebilir. Her yaş grubunda farklı nedenlere bağlı olarak ortaya çıkar. Esansiyel hipertansiyon genellikle 10 yaşından sonra görülmeye başlar. 6 yaştan önce hemen hemen hiç görülmez. Sekonder hipertansiyon  çocuklarda her yaş grubunda  görülebilir.
Özellikle sekonder hipertansiyonu olan çocuklar hipertansif kriz dediğimiz ataklarla tansiyonun çok yükselmesine bağlı komaya girebilirler. Bu durumda hastaneye getirilirken veya acil tedaviye rağmen kaybedilebilirler.
Hipertansiyon tespit edilen çocuklarda hemen daima bir neden vardır ve bu neden bazen basit bir muayene ve tahlille anlaşılabilir. Bazen uzun süren tekrarlayan zahmetli tetkikler gerekebilir. Bu tahliller küçük ve hasta bir çocuğu şüphesiz etkileyecektir. Ailenin de bu tetkikler konusunda sabırlı olması gerekir. Bazılarında neden bulunduktan sonra kısa sürede tamamen  iyileşme sağlanabilir. Ama bazılarında uzun süren tekrarlayan tedavilere ihtiyaç gerekebilir.

Etiketler: , , , , , , , , , ,

ÇOCUKLARDA İSHAL – GASTROENTERİT



ÇOCUKLARDA İSHAL – GASTROENTERİT 
TANIM / SEBEPLERİ / RİSK FAKTÖRLERİ / KOMPLİKASYONLAR / SONUÇ / TEDAVİ 
DOKTORUNUZU NE ZAMAN ARAMALISINIZ ?

Çocuğunuza İshal Teşhisi Konularında Ne Yapmalısınız?
GASTROENTERİT

Genel Bilgiler

Tanım : 
Sindirim yolunun enfeksiyonu veya irritasyonudur. Bazı durumlarda bulaşıcıdır. Mide, incebarsaklar ve kalınbarsaklar etkilenir. Her yaşta çocuğu etkileyebilir.
Bulgu ve Belirtiler :Kusma, ishal, huzursuzluk, iştahsızlık, ateş

Sebepler : 
Virüs, bakteriyel enfeksiyonlar, barsak parazitleri

Risk Faktörleri : 
Yetersiz beslenme, çocuğun direncini düşüren hastalıklar, kalabalık ve sağlık açısından uygunsuz ortamlarda yaşama

Komplikasyonları ve Tekrarları Önlemek :
Çocuk beslenmesinden ve bakımından önce eller ılık su ve sabunla yıkanmalıdır.

Neler Olabilir? Tıbbi Testler :
Belirtiler hakkında kendi gözlemleriniz önemlidir. Doktorunuzun alacağı tıbbi öykü ve fizik muayene Laboratuvarda yapılacak kan ve dışkı testleri

Komplikasyonlar :
Bir günde 10 ya da üzeri sayıda bol sulu dışkılama su kaybına neden olabilir. Çocuğun durgunlaşması, gözlerin çökmesi, ağız kuruluğu, bıngıldakta çökme, derinin buruşması, idrar yapmanın azalması su kaybı işaretleridir.

Sonuç :
Genellikle 48 saat içinde şikayetler azalır. Eğer ishal veya kusma çok şiddetli devam ederse ciddi sıvı kaybına neden olabilir.

Tedavi Ev Bakımı :
Günde bir veya iki kez makattan ateşi ölçün. Çocukta sıvı kaybı belirtilerini gözleyin. Çocuğunuzun bakımından sonra veya yiyecek hazırlanmadan önce ellerinizi yıkayın.

İlaçlar :
Doktorunuza danışmadan hiçbir ilaç kullanmayın.

Aktivite :
İyileşene kadar çocuğunuzun aktivitelerini kısıtlayın. Kusmanın durmasını izleyen yirmidört saatten sonra çocuk normal aktivitesini genellikle yeniden kazanacaktır.

Diyet :
Sıvı alımı çok önemlidir, fakat bağırsakların da dinlenmeye ihtiyacı vardır.
Biberonla veya anne sütü ile beslenen bebeklerde doktorunuz ile bebeğin diyetini konuşun.Daha büyük çocuklarda su, meyva suları, ayran, bitkisel çaylar verin.Doktorunuz size eczanelerden temin edebileceğiniz toz halinde hazırlanmış tuz ve şeker karışımını önerebilir. Bu karışım tarife göre sulandırılarak kullanılır.Bir yaşın altında her yirmi dakikada bir çocuğunuzun istedikçe bir kez bu karışımdan diğer kezde sade suyu yaklaşık 15 ml. Kadar verin. Bir yaşın üzerinde 30 dakikada bir vermeyi deneyebilirsiniz. Bu arada inek sütü vermeyin ve katı gıda için zorlamayın.İshal sayısı azaldığında şu gıdalardan herhangi biri verilebilir; elma püresi, muz, ekmek, havuç püresi, haşlanmış patates, yağsız et, pirinç, makarna, şeftali.Katı gıda verilmesini izleyen iki saat içinde ishal tekrarlanmıyorsa yirmidört saat daha bu gıdalara devam edin. Daha sonra normal diyete kademeli bir şekilde geçin.

Okula, Yuvaya Dönüş :
Şikayetler tam olarak geçtikten sonra dönülebilir. Bazı gastroenteritler diğer çocuklara kolayca bulaşabilir.

Doktorunuzu Ne Zaman Aramalısınız?
Rektal derecede 39.4C’ i aşarsa
Komplikasyonlar kısmında değinilen sıvı belirtileri ortaya çıkarsa
Çocuğun şikayetlerinde 48 saatte bir düzelme görülmezse
Çocuğunuz iki ayın altında ise. 

Acıbadem Hastanesi Pediatri Bölümü uzmanları tarafından hazırlanmıştır
.

Etiketler: , , , , , , , , ,

GÖZ TANSİYONU / GLOKOM

Göz Tansiyonu (Glokom)

Her 100 kişiden birinin sorunu olan göz tansiyonu ya da glokom, tüm körlüklerin de yüzde 5´inden sorumlu tutuluyor. Yıllarca hiç belirti vermeden ilerleyen glokomun bebekler açısından risk oluşturduğuna işaret edilmektedir.  1 yaş altındaki tüm bebeklerin kontrolden geçirilmesi önerilmektedir. 

Türkiye´deki istatistikler net olarak bilinmemekle birlikte 40 yaş üzeri her 100 kişiden 1´inde göz tansiyonu saptanmaktadır. Aynı zamanda tüm körlüklerin yaklaşık yüzde 30-35´inden göz tansiyonu sorumludur.
Glokom her yaşta görülebilir, ancak 40 yaş üzerinde daha sık tesbit edilmekte ve yaşın ilerlemesi ile birlikte hastalığın görülme oranı artmaktadır.
Göz tansiyonu yüksekliği, doğumsal olarak görülebilir. Konjenital glokom olarak tanımladığımız bu hastalık hemen doğumdan sonra, ya da bir süre geçtikten sonra ortaya çıkar. Bebeğin gözlerinin normalin üzerinde yaşarması ve ışıktan rahatsız olması hastalığın  ilk belirtileridir. Hastalık ilerledikçe artmış olan göz içi basıncının etkisi ile kornea dediğimiz gözün ön saydam kısmının çapında  artma olur ve göz normalden daha büyük görünür. Eğer hastalık hala tanınıp tedavi altına alınmamışsa giderek artan göz siniri hasarı sonucu körlük kaçınılmazdır. Bu yüzden 1 yaş altı bütün bebeklerin herhangi bir göz problemi olmasa dahi bir göz  doktorunun kontrolünden geçmesinde yarar var.
Göz içindeki işlevlerin yapılabilmesi ve gözün normal sertliğinin korunabilmesi için özel bir sıvı salgılanır. Bu dinamik bir olaydır; yani sıvı bir taraftan salgılanırken, diğer taraftan da özel bir takım bölmelerden gözü terkeder. Eğer boşaltımın olduğu bu bölgelerde herhangi bir sebeple dışa akımda yavaşlama meydana gelirse göz tansiyonu giderek artar ve normalin üst sınırı olan 20 değerini aşar. Görme duyusunu beyine taşıyan sinir hücreleri belirli bir göz içi basıncı değerine kadar sağlıklı çalışmasını
sürdürebilir.

Eğer göz içi tansiyonu normal değerleri aşarsa sinir hücrelerinde kayıplar başlar. Her bir gözde 1 milyon 200 bin civarında hücre vardır. Bunların tamamı harap olduğunda ise körlük gelişir. Tabii bütün bu olayların gelişmesi için belirli bir süreye ihtiyaç vardır. Bu sürenin uzunluğu ise hastalığın ani mi, yoksa yavaş mı başladığına, göz içi basıncının ne kadar yükseldiğine ve hastadaki damar sertliği gibi göz sinirinin beslenmesini bozan sistemik problemler olup olmamasına göre değişir.
Göz tansiyonu, ani olarak yükseldiğinde oldukça çarpıcı belirtilerle karşımıza çıkar. Gözde ve göz arkasına yayılan şiddetli, delici tarzda bir ağrı, bunun yanında görme bulanıklığı, cisimlerin etrafında renkli haleler görme, bulantı ve kusma en belirgin şikayetlerdir. Bu hastalar şikayetlerinin ağırlığına rağmen daha şanslı hastalık grubunu oluştururlar. Çünkü, bu kadar ağır bir tablo oluştuğu için hastalar mutlaka bir hekime görüneceklerinden erken tanı konması söz konusu olacaktır. Ancak ani göz tansiyonu yükselmesi ile karşılaştığımız hasta sayısı tüm hastaların oldukça küçük bir bölümünü oluşturur. Asıl büyük grupta göz tansiyonu yavaş yavaş artar ve göz, bu artışa uyum sağlar, yani ağrı duyulmaz. Hastalık herhangi bir belirti vermeksizin yıllar boyu ilerlemeye devam eder. Belirtiler başladığında yani görmeme şikayeti ortaya çıktığında çoğunlukla geç kalınmıştır.
Hastaların çok büyük bir çoğunluğunda son döneme kadar hiç bir bulgu yoktur. Bu yüzden pek çok hasta tesadüfen yakalanır. Muayene sırasında tansiyonun yüksek ölçülmesi, ya da göz sinirinde harabiyet tesbit edilmesi üzerine daha ileri tanı yöntemlerine başvurulur.  İlk basamakta yapılması gereken, bilgisayarlı görme alan muayenesidir. Bu test, gözdeki sinir hücrelerinin çeşitli ışık şiddetlerine olan hassasiyetini ölçen ve her bir gözün gördüğü toplam alanı belirleyen bir testtir. Hastalığın tesbitinde ve takibinde büyük önem taşır. Bilgisayarlı görme alanı dışında ayrıntılı ve tabii ki daha pahalı yöntemler de mevcuttur. Bunların en bilinenleri; ultrasonik metodlarla göz sinirine gelen kan akımının ölçülmesi ve özel görüntüleme yöntemleri yardımı ile gözdeki sinir tabakasının kalınlıklarının ölçülmesi yöntemleridir.
Göz tansiyonunu tedavi ederken basamak şeklinde bir yol izlenir. Hastalık teşhis edildikten sonra elimizde mevcut olan pek çok ilaç seçeneğinden hastalığın tipine en uygun olanına başlanır ve hasta takibe alınır. Gerekli aralıklarla göz tansiyonu ve görme alanı ölçümleri yapılır. Gereğinde başka ilaçlar eklenir. Bunlara rağmen göz tansiyonu düşmez, görme alanı bulguları ilerlerse ameliyat kararı verilir. Ameliyat lazerle, ya da klasik yöntemle yapılır. Ameliyatın başarı oranı yüzde 80-90 arası değişmektedir. Basamak tedavisi, doğumsal göz tansiyonu yüksekliğinde geçerli değildir. Bu hastalığın tedavisinde tek yol ameliyattır ve ne yazık ki başarı şansı, büyüklerdeki kadar yüksek değildir.
Halk arasındaki adı karasu olan glokom geri dönüşümü olmayan  bir hastalıktır. Tedavideki amaç, hastalığın yakalandığı evrede durdurulması ve daha fazla harabiyet oluşmasını engellemektir. Teşhis edilip tedavi altına alınmayan glokom, kalıcı körlükle sonuçlanır.

Etiketler: , , , , ,

GÖBEK FITIĞI

Göbek Fıtığı

Ağlama ya da ıkınma sırasında göbekte oluşan şişlik ile kendini gösteren bir karın duvarı açıklığıdır. Görünen şişliğin büyüklüğü değil açıklığın çapı önemlidir. Açıklık (defekt) 1 cm’den ufak olanların % 80‘i ilk 8 ay içinde,
% 90‘ı ise ilk 3 yıl içinde kapanır. Geri kalanların yarısı da 4-5 yaşına kadar kapanabilmektedir.
Tedavi: Para veya flaster (bant) yapıştırma ya da kuşak bağlamanın iyileşmeye kolaylaştırıcı ya da çabuklaştırıcı bir katkı sağlamadığı gösterilmiştir. Aksine özellikle küçük bebeklerde yapıştırılan flasterler cilt erozyonu ve enfeksiyona neden olabildiğinden sakıncalı bulunmaktadır. Cerrahi tedavi 4 yaşından büyüklerde düşünülmelidir. Ancak defekti büyük olanlar ile ağrı yakınması olanlar için 4 yaş beklenmeyebilir. Açıklığın tam göbek halkası içinde olmadığı hastalarda kendiliğinden kapanma gerçekleşmeyebilir. Orta hatta göbek altı ya da üstü yerleşimli, adeta deri altında küçük bir yağ bezesi izlenimini veren oluşumların da göbek çevresi fıtığı (paraumblikal fıtık-epigastrik fıtık) olabileceği akla getirilmelidir. Bu fıtıklar genellikle kendiliğinden kapanmazlar ve ameliyatla tedavi edilirler. 

Etiketler: , , , , , ,

Gözlerinizi renklendirin

Mavi gözlüler

Gözlerinizin doğal güzelliğini ortaya çıkarmak için, çizelgede mavinin karşısında olan, yani turuncu ailesinden bir ton seçin. “The Color Answer Book” kitabının yazarı Leatrice Eiseman “Toprak renklerinden oluşan turuncular grubu, çikolata kahvesi ve bejlerin yanı sıra, mandalina rengi gibi daha canlı tonları da içerir” diyor. Modeldeki efekti elde etmek istiyorsanız, kahverengi kalemle gözlerinizin alt ve üst kenarlarını çizerek, göz şeklini belirginleştirin. Far için mercan tonlarını tercih edin. Farı göz kapaklarınıza birkaç kat uygulayın ve derinlik vermek için, özellikle göz çizgisinde farı daha belirgin olarak sürün. Gözlerinizi parlak kılmak istiyorsanız, patlıcana çalan kahverengiyi tercih edebilirsiniz. Aynı zamanda füme de mavi gözleri buğulu gösterir.

Yeşil gözlüler

“Gözleriniz yeşilse, bakışlarınızı keskinleştirmek için, çizelgede yeşilin karşısında olan, kırmızı paletinden bir renk seçebilirsiniz. Pembeler ve sıcak lavanta tonları gözlerinize en iyi giden renklerdir” diyor Kate Hudson’ın makyözü Paul Starr. Kırmızı ailesinden renk seçerken, gözlerinizden daha canlı renklerden kaçının, yoksa gözlerinizi ön plana çıkarmak yerine, tam tersine onların soluk kalmasına neden olacaksınız. Starr’dan bir öneri daha: “Siyah likit kalem kullanırsanız, uçuk tondaki farla son derece seksi bir kontrast elde edersiniz.” Ayrıca açık sarıya çalan bakır tonlarını çok ince bir şekilde kullanırsanız ilgi çekici bir makyaj sağlayabilirsiniz.

Kahverengi gözlüler

Kahverengi gözlerinizin sıradan olduğunu asla düşünmeyin. Yapmanız gereken tek şey, mavi renk kullanarak, onları ön plana çıkarmak. Kahverenginin kontrastı olan mavi, gözlerinizi son derece çekici gösterecek. “Zengin bir kobalt, parlak bir gök mavisi veya uçuk bir bebek mavisi kullanabilirsiniz.” diyor Janet Jackson ve Jennifer Anniston’un makyözü BJ Gillian. Işıltılı bir mavi tercih ediyorsanız, daha dramatik bir efekt için, gözünüzün alt tarafını koyu bir mavi kalemle çizerek, kalemin üzerine açık renkteki farı sürün. Ancak daha doğal bir bakış elde etmek istiyorsanız, haki ve kahverengi tonlar da kullanabilirsiniz.
Gri-mavi gözler

Göz kapaklarında asker yeşili far kullanılabilir. Asker yeşili bu renk gözleri daha çok öne çıkarır, çok doğal durur.

Mavi-yeşil gözler

Gece mavisi bu göz rengini daha çok vurgular. Yalnız gece mavisini transparan şeklinde kullanmayı tercih edin, yani abartıya kaçmayın, hafif sürmeye dikkat edin.

Gri gözler

Jean mavisi gri gözleri ön plana çıkarır. Ama bu göz rengi için inci beyazı ya da opal rengi de son zamanlarda çok fazla tercih ediliyor.

Gri-yeşil gözler

Gül kurusu gri ve yeşil karışımı gözler için idealdir ama gözün üstünü de siyah bir eye liner ile belirginleştirin. Ayrıca gümüş ya da azur renklerini ayrı ayrı ya da kombine ederek kullanmak da çok beğeniliyor.

Ela gözler

Kahverengi tonları bu göz rengini belirginleştirir. Yalnız kahverengi tonlarını göz kapağı ve kaş kenarına doğru farklı tonlarda kullanmak daha doğru olur.

Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , ,