akneler

AKNELER

Güneşin kurutucu etkisi ve iyotlu deniz suyu yazın akneyi aklımızdan çıkarır. Ama sonbahar ve kış, aknenin çoğaldığı dönemlerdir. Pek çok şey aknenin türüne bağlı olsa da, ultraviyole ışınlarının etkisi cildi kurutup, yağ üretimini düzenliyor. Bu yüzden sonbahar ve kış aylarında da solaryuma girerek aynı etkiyi yaratabiliriz. Gençlerde görülen akne, ergenliğin ilk dönemlerinde, vücutta gelişim ve değişimler başladığı sırada ortaya çıkıyor. Bu durum, bir dizi hormonal dengesizliğe bağlı. Doğal olarak bu gibi hormon dengesizlikleri yetişkinlerde de görülebiliyor. Örneğin, adet döneminde ortaya çıkan sivilceler bu tür bir dengesizlik sonucudur. Diğer bazı durumlarda ise, akne oluşumu, kortizon ya da B12 vitamini içeren ilaçlar, ya da dışarıdan uygulanan vazelin preparatları ve bitkisel yağların uzun süreli kullanımına bağlı.

TEMİZLİK NASIL OLMALI?
Cilt temizliği, sabahları derinin salgılarını harekete geçirmek; akşamları ise, gözeneklerde birikmiş kir zerreciklerinden kurtulmak için mutlaka yapılmalı. Cildinizin haftada 2-3 kez, tüm yağ kalıntılarını alacak bir maskeye de ihtiyacı vardır. Aynı zamanda cildi derinlemesine nemlendiren bir maske seçmeye özen gösterin.
10 DAKİKALIK BİR BUHAR BANYOSU

Haftada 1 kez, buhar banyosu hazırlayın. Gözeneklerin genişlemesini sağlayacağından, siyah noktalardan kurtulmanız kolaylaşacaktır. Başınızın üzerine bir havlu örterek, yarıya kadar kaynar su doldurduğunuz bir tencerenin üzerine eğilin. 10 dakika sonra, yüzünüzü kurulayın ve siyah noktaları sıkın. Bu işlemi yaparken, ellerinizin temiz olmasına dikkat edin. Parmak uçlarınıza sargı bezi sarıp noktaları sıkabilirsiniz. Ama sıkmakta zorlanırsanız fazla üstelemeyin. Cildiniz tamamen kuruduğunda tekrar buhara tutun. İşlem sona erdiğinde yüzünüzü bir tonikle dezenfekte edin.

HERKES İÇİN GEÇERLİ ÖNERİLER

Gençler arasında özellikle yaygın olan bu problemin çözümünde, cilt tipleri farklı olduğundan, kızların ve erkeklerin uygulaması gereken kürler de farklı. Ancak yine de, her iki cinsin de uyması gereken bazı kurallar var.

1. Doğru ve hijyenik temizlik: Cildi fazla hırpalamadan düzenli olarak yıkayın. Cildi fazla kurutmamak için pH değeri derinin doğal pH’ına yakın (5.5 civarında) bir temizleyici kullanılmalı. Daha da derinlemesine bir temizlik isteniyorsa, her 3-4 günde bir, gözeneklerde biriken yağ ve tozu alan kil maskesi uygulanabilir.

2. Beslenmeye dikkat: Çikolata ve şarküteri ürünleri sivilce yapar görüşü, çok yaygın fakat çürütülmüş bir iddia. Son araştırmalar, beslenmenin akne üzerinde doğrudan etkisi olmadığını gösterse de, üzerinde durulması gereken önemli bir nokta var: Meyve ve sebze açısından zengin, sağlıklı beslenme cildin en önemli dostu.

3. İyi dinlenin: En iyi güzellik kürü uyku. Stresten uzak bir ortamda dinlenebilmek çok önemli. Özellikle gecede en az 7-8 saat uyumak şart. Uykunun hormonal aktiviteyi düzenlediği herkesçe biliniyor.

4. Ellerinizi yüzünüzden çekin: Cilde zarar vermeksizin yok edilebilecek siyah noktalardan farklı olarak, kançıbanları asla sıkılmamalı. Aksi halde, iltihaplı enfeksiyon, ardında bir yara ve iz bırakarak yayılabilir.

5. Uzmana görünün: Kış gelip de akneler belirmeden önce mutlaka dermatologunuzla görüşün. Çünkü, yaz aylarında kuruyup hassaslaşan cildiniz, tatil öncesinde uyguladığınız akne tedavisini tekrarlamanızdan zarar görebilir.

6. Bitki çayları da işe yarıyor: Her gün organizmayı temizleme özelliği taşıyan bir bitki çayı içmek cildinize faydalı olacaktır. Özellikle ıhlamur ve rezene içeren çayların çok yararını görürsünüz.

KIZLAR İÇİN BAKIM

Pudra ve allıktan uzak durun: Cildi çabuk sivilcelenenler makyaj yapmaktan vazgeçmeli. Tabii biraz rimel ve bir parça ruja değil sözümüz. Herşeyden önce, hijyenik nedenlerle allık ve pudra kullanmaktan vazgeçmeli. Zaten aşırı salgılanan yağ ile dolmuş gözenekler, makyaj malzemeleri kullanılınca iyice tıkanıyor. Bunun yanında, estetik bir neden de var: Makyaj, kusurları gizlemek yerine çoğu kez daha da belirginleştiriyor. Az yağlı bir fondöten seçin. Makyajsız yapamayanlar hafif bir fondöten kullanabilir. Ancak, yağlı ciltler için özel olarak geliştirilmiş, siyah nokta oluşumuna neden olmayan (gözeneklerde birikecek madde içermeyen) bir malzeme seçilmeli.

Akne ve aşırı kıllanma: Akne yanında aşırı kıllanmadan da şikayet eden genç kızlar, antiandrojen hormonlar içeren doğum kontrol haplarından faydalanabilir. Ancak bu hapların 16 yaşın altındakilerce alınması sakıncalı olacaktır.

ERKEKLER İÇİN BAKIM

Hijyene daha fazla özen: Ergenlik çağındaki erkekler, katıldıkları sportif faaliyetlerin yoğunluğu yüzünden, yaşıtları olan kızlardan daha fazla terlerler. Bu bakımdan, hijyene özel bir önem vermeleri şarttır. Terlemenin ardından yüzün mutlaka yıkanması ve akneye karşı dezenfektan uygulanması gerekli.

Erkeklere özel kozmetikler: Bazı ilaç firmaları, akne tedavisi ilaçlarında, kızlar ve erkekler için ayrı formüller uyguluyor. Genç kızlara uygun olan ilaçlar daha hafif. Erkeklerin kendileri için hazırlanmış formülleri kullanmaları daha iyi sonuç veriyor.

Sık sık tıraş olun: Sakal uzamaya başladığında, kıllar, akne iltihabının artmasına neden olabiliyor. Bu yüzden sık sık tıraş olmak gerekli.

Tıraş sonrası bakım: Kullandığınız after shave parfüm içermemeli. Akneli cilt, after shavelerin içerdiği alkole karşı oldukça duyarlı. Akne kremlerinde az miktarda bulunan alkol, cildin pul pul dökülmesine ve kurumaya neden olabilir. En iyisi alkolsüz tonikleri tercih etmek.

Akne artık sorun değil.
Aknelerin ilginç bir öyküsü var. Genellikle ergenlik çağındaki erkek ve kızların yüzleri sivilcelerle doluyor. Özellikle de delikanlı adayları tam karşı cinse ilgi duymaya başladıkları dönemde yüzlerinde beliren sivilceler yüzünden sıkıntı çekiyorlar. Ergenlik çağı sivilcelerine o dönemde vücuttaki hormon dengelerinin değişmesi neden oluyor. Akneler, yetişkinlerin de de en büyük sorunlarından biri. Yüzde, boyunda, omuzlarda ve sırtta çıkan sivilcelerden kurtulmak elbette mümkün. Aknelerin oluşmasında yağlı cilt ve bakteriler etkili. Bu nedenle, aknelerden yakınan bir kişinin öncelikle hayvansal yağlardan uzak durması gerek. Bu arada bağışıklık sistemini güçlendiren yiyeceklere ağırlık vermeli. Yağ ve şeker miktarı fazla olan hazır yiyecekler, akneleri çok iyi besler. Derinin doğal koruyucu yağı olarak bilinen sebumun üretimini azaltır. Çikolata, dondurma, sosis ve dondurulmuş hazır et yemekleri aknelerden yakınan kişiler için zararlı. Buna karşılık bol bol yeşil sebze ve narenciye türü meyveler yenmeli. E vitamini alabilmek için de sıvı yağlar kullanılmalı.

Hormon dengesi

Aknelerin hormon dengesizliğinin bir sonucu olduğunu belirtmiştik. Vücuttaki hormon dengesini düzene sokmak için her gün lahana yenmeli. Bu sebze ayrıca bakterileri öldüren sülfür içerdiği için de aknelere karşı güçlü bir savunma silahı sayılıyor. Mango, kiwi ve ananas gibi tropikal bölge meyveleri de çok yararlı. Tuz katılmamış sebze suları, çiğ meyve ve sebzeler ve salatalarla beslenilmeli. Akne ciddi bir sorun olursa mutlaka bir deri uzmanına baş vurulmalı. Ancak gerekli önlemler alınırsa, aknelerden doktor tedavisine gerek kalmadan kurtulmak mümkün.

Tedavi mümkün

Cilt uzmanları, aknelerin her zaman tedavi edilebileceği kanısındalar. Aknelere karşı kullanılan antibiyotikler yararlı oluyor. Ancak rasgele bir antibiyotik kullanmak yanlış. Cilt uzmanının önereceği antibiyotikler etkili olur. Ayrıca cilt uzmanları, hormon ve A vitamini alınmasını önerebilirler. Yiyeceklerin aknelerin kesin nedeni oldukları iddia edilemez. Ama çikolata yedikten sonra yüzde sivilceler çıkarsa, yiyeceklerin de akne nedenleri arasında sayılması gerektiği söylenebilir.

Sizi aynalara küstüren o minik sivilcelere savaş açın. Pahalı kozmetik ürünleriyle değil basit önlemlerle bu sorundan kurtulun. Doğru önlemleri alırsanız, o sivilcelerden eser kalmayacak.

Savaşa başlayın

Aknelere karşı savaş açıldığı zaman şunlara dikkat edilmeli:

Her gün 500 mcg A vitamini alınmalı. Kızlarda Adet öncesinde ortaya çıkan aknelere karşı da adet kanamaları başlamadan 10 gün önce, her gün düzenli olarak 50 mg B6 vitamini alınması doğru olur. Bu arada cildi çay ağacı yağıyla temizlemeli ayrıca bir kase yoğurda bir çay kaşığı deniz tuzu ilave ederek bu karışım cilde sürülmeli. Banyodan ya da duştan sonra vücut sırt fırçası ya da keseyle temizlenmeli. Güneşin zararlarından söz ediliyor ama aknelere karşı güneş banyosunun son derece yararlı olduğunu belirtelim. Güneşteki mor ötesi ışınların akneleri yok ettiği biliniyor.

Etiketler: , , , , , , , , , , , , , ,

LSD Lida ile Kullanıldığında Ne Gibi Etkileri Olur?

LSD, serotonin reseptörlerini harekete geçirerek etkilerini oluşturur. Seratonin, pek çok önemli işlevde rol oynadığından LSD kullanımının birçok etkisi olabilir. Bunlardan bazıları uykusuzluk, titreme, nabız ve kan basıncı artışıdır. LSD kullanan kişiler; aşırı korku, dehşet duygusu dahil birçok heyecanı aynı anda hissedebilirler. Bu da lida zayıflık hapı kullananlar için hoş bir durum oluşturmaz. Tüm duyumları birbirine karışıyor ve yer değiştiriyor gibi görünebilirler. Öyle ki renkleri işittikleri ve sesleri gördükleri duygusunu yaşayabilirler. Halüsinojenler, çevrenizdeki şeyleri görme biçiminizi değiştirebilir. Bu deneyim, az çok optik yanılsamaya benzer. LSD kullanıcıları bu deneyimlerini “trip” olarak adlandırırlar.

LSD’nin çok küçük bir zerresi bile bu etkileri, tetikleyebilir. LSD’nin olağandışı, alışılmamış “flashback” denilen beklenmedik anlarda madde kullanmadan da etkilerinin ortaya çıkması şeklinde geri dönüşlerin yaşandığı bir yankılaması vardır. Birçok kullanıcı, madde kullanmayı bıraktıktan günler ya da aylar sonra bu flashbackleri yaşarlar. lida ilacı ‘nın böyle etkileri kesinlikle yoktur.

LSD Kullanımının Riskleri Nelerdir?

Yüksek dozlarda ve sık LSD alım, kullanıcıların “bad trip” diye tanımladıkları halüsinasyonların çok ileri düzeye vardığı, sanrıların geliştiği ve tam bir psikotik tablonun gözüktüğü duruma neden olur. Bu esnada kullanıcı korkutucu ve dehşet verici duygular yaşar. Davranış, düşünce ve duygularda kontrolü kaybetme endişesi olur. Delirme ve ölüm korkusu hissederler. Bu tabloya hissizlik, kaslarda güçsüzlük ve titreme eşlik eder. Motor becerileri ve koordinasyon bozulmuştur. Bazen nöbet ve bulantı da yaşayabilirler. Bu esnada intihar girişimleri sıklıkla olabilir. Ayrıca davranışlarda kontrol kalktığı için şiddet, kaza sonucu yaralanma ve ölümler, yaralama ve cinayetler olabilmektedir. Ancak yüksek dozdan dolayı ölüm rapor edilmemiştir.

Uzun süreli etkilerinden bir diğeri de kullanım sonucu beyin fonksiyonlarının kalıcı bir şekilde etkilenmesi olasılığıdır. Bu durum uzun süreli ruhsal rahatsızlıkların oluşmasına neden olabilir. Kullanıcılarda özellikle yaşanan halüsinasyonların etkisi ile gelişen psikoz görülebilir. Kısacası uyuşturucu kullanımından kaçınmanızı ve lida ile beraber hiç bir uyuşturucu madde kullanmamanızı öneriyoruz.

Etiketler: , , , , , , , , , , , , , ,

Göz makyajı hileleri

Göz makyajı hileleri

Gözleriniz küçük, ya da patlak olabilir. Ancak makyaj yardımıyla bu tür göz kusurlarını kolaylıkla kapatabilir ve mükemmel görünmeyi başarabilirsiniz.

Makyaj, kusurları kapatarak, çok daha güzel görünmenize yardımcı olur. Örneğin göz makyajını ele alalım: Hepimiz badem gözlü değiliz, oysa uygun bir göz makyajıyla pek çok göz kusuru telafi edilebilir.
İşte çeşitli göz kusurları için uygun makyaj teknikleri…

Küçük gözler
Gözleriniz küçükse, onları ön plana çıkarmak için göz kapağına biraz ışık vererek, kalan kısım sanki geride duruyormuş gibi bir illüzyon yaratmak gerekir. Bunu da şu şekilde yapabilirsiniz:
Koyu renk bir farı göz etrafına sürün.
Farı göz pınarlarına sürmeyin.
Gözün bittiği yere yakın olan kısma farı koyu sürün.
Farı ince bir şerit halinde göz altına da sürün, ancak göz pınarına kadar gitmeyin.
Şimdi tekrar göz kapağına çıkarak, göz pınarını olduğun kısma açık renkte bir far sürüp, bunu göz kapağının yukarısına doğru yayın.
Rimelle kirpikleri belirginleştirin.

Yakın gözler
Gözler birbirine yakınsa, makyaj gözün dış kısmına ağırlıklı olarak yapılmalıdır.
Farı göz kapağının ortasından dışa doğru sürün.
Göz kapağında oluşan kat kısmına da bir çizgi çekin. Bu da farla aynı noktadan başlayıp dışa uzansın.
Rimeli gözün bittiği taraflara ağırlık verecek şekilde sürebilirsiniz.

Patlak gözler
Gözleriniz patlaksa, canınızı sıkmayın. Makyajla bunu da ortadan kaldırabilirsiniz.
Gözkapağınıza koyu renk ve mat bir far sürün.
Farı kaşlara doğru ve ayrıca gözün dış kısmında, altta kalan kısma da biraz yayın.
Kaş altına kullanacağınız reng ten renginize yakın olsun.
Göz kapağı katını ise koyu bir renk yardımıyla belirginleştirin.
Kirpiklerinizi kıvırtın ve bolca rimel sürün.

Göz kapaklarınız şişse
İşte hepimizin yaşayabileceği can sıkıcı bir sorun. Makyaj burada da kurtarıcı olabiliyor:
Göz kapağını belirsiz kılmak için
Farı kaşlara doğru ve ayrıca gözün dış kısmında, altta kalan kısma da biraz yayın.
Kaş altına kullanacağınız reng ten renginize yakın olsun.
Göz kapağı katını ise koyu bir renk yardımıyla belirginleştirin.
Kirpiklerinizi kıvırtın ve bolca rimel sürün.

Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , ,

DR ELMİRADAN TERLEME PROBLEMLERİ İÇİN PATLICAN ÖNERİSİ

3 Mart 2009 tarihinde yayınlanan İkbal Gürpınarın Mutfağı programına konuk olarak katılan Dr Elmira, Azeri kökenli bir Dr. Bitkilerle ve çeşitli masaj teknikleri ile cilt gençliği ve güzelliği konusunda bilgiler veren Dr Elmira İnal, İkbalin Mutfağı programaında, pek çok kişinin muzdarip olduğu, terleme konusuna değindi. Terlemeyi düzenleyen, en iyi bitkinin, patlıcan olduğunu söyleyen Dr elmira İnalın önerisi;

GEREKLİ MALZEMELER :
* 1 adet patlıcan
* 1 bardak su,
HAZIRLANIŞI VE KULLANIM ŞEKLİ : Patlıcanın kabuğu soyulur. Kabukları, kaynayan suyun içine atılıp, 3 taşım kaynatılır. 30 dak demlendirildikten sonra, günde 2-3 defa ılık olarak içilir.
* Ayrıca, el ve koltuk altı terlemelerinde pudra şekeri çok faydalıdır. Bu bölgeler pudra şekeri sürülerek 30 dak bekletilir.

Etiketler: , , , , , , , , , , , ,

2009 Modasını Ünlülerle Takip Edin

FOTOM1 2009 Modasını Ünlülerle Takip EdinDünya modası yeni yılı karşılarken, yeniyle eskiyi birleştirdi. 2009′un en trend tarzlarını size dünyaca ünlü yıldızlardan örneklerle aktarıyoruz:Parlak olan herşey bu yıl moda!
2009 yılında ne renk olursa olsun mutlaka üzerinizde ışıltılı bir giysi olmalı! Pullu payetli bir elbise ya da spor bir pantolonun üzerine giyilmiş parlak bir üst…
Güneş gibi ışıldayın!Bu yıl baharı andıran neredeyse fosforlu denecek kadar çarpıcı renkler de moda! Turuncu, sarı ya da belirgin pembe…
‘Agresif ayakkabılar’ı unutmayın!Altları külçe gibi kalın ayakkabılar gardırobunuzda bulunmalı! Size inanılmaz güçlü bir ifade katacak.Bacaklarınızı açıkta bırakmaktan çekinmeyin!Bu yıl yaz-kış mini şortlar ya da elbiseler moda olacak!
Amaç teninizin görünmesi… Gündüz için mevsime göre seçilmiş süpermini şort ve elbiseler gece ise kısacık bir kokteyl elbisesi!..

FOTOM2 2009 Modasını Ünlülerle Takip EdinTek parça giyin ve çıkın!Tek parça giyim, deyimi yerindeyse ‘tulum’lar bu yılın en sevilen giysilerinden olacak. Şort ya da pantolon, rengi deseni farketmez! Üzerinize geçirirn ve çıkın!’Şeker kız’ olmak isteyenlere…
Gecenin prensesi olmayı tarz edinmiş olanlara müjde! Patel renkli ve sade tüm gece elbiseleri de bı yılın gözdelerinden…
Pembe, fil dişi, sütlü çikolata ya da ten rengi…Geçmişin rüzgarları da bu yıl modayı etkisi altına alıyor!Bu yıl, çoğumuzun pek de takdir etmediği 80′li yılların modasının esintileri hissedilecek. Ekoseli kumaşlar, vatkalar, sarı takılar ile seksi eteklerinizi yeniden dolabınızın derinliklerinden çıkarın. Tabi 80′lerin pek de sevilmeyen bu tarz giysilerini hala muhafaza ettiyseniz…

Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Düşük Hapı & Düşük İğnesi Nedir?

“Gebeliği sonlandırılmak için kürtaj dışında bir yöntem yok mu?”
“Düşük hapı ya da iğnesi yok mu”

Sorunun cevabı EVET, düşük hapı var. Ancak bu hap ülkemizin de dahil olduğu pekçok ülkede satışta değil. Aslına bakalırsa hap uzun zamandır Fransa başta olmak üzere bazı Avrupa ülkelerinde, ve 2000 yılının sonlarından beri Amerika Birleşik Devletlerinde kullanılmasına rağmen güvenilirliği ve kullanım kolayılığı hala daha tartışmalı.

TARİHÇE

Gebeliği erken dönemlerde sonlandırıp düşüğe neden olduğu için düşük hapı olarak adlandırılan bu ilaç yaygın olarak RU486 olarak bilinmektedir. İlk kez Fransa’da Dr. Etienne-Emile Baulieu tarafından 1980 yılında geliştirilmiştir. RU486 adı etken maddeyi üreten ilaç firması olan Roussel-Uclaf’ın ilk harflerinden gelirken 486 ise madde ile ilgili seri numarasıdır. RU486 adı artık pek kullanılmamakta bunun yerine ilacın etken maddesinin adı olan mifepriston tercih edilmektedir.

Fransa ve Çin ilacın en fazla kullanıldığı ülkelerdir. Bunlar dışında 20′ye yakın ülkede kullanımı serbesttir. Ancak bu ilaç eczanelerden kolaylıkla temin edilebilecek bir ilaç değildir. Hemen her ülkede satışı ve kullanımında sınırlandırmalar bulunur ve sadece yetkili doktorlar tarafından verilir. Bazı ülkelerde kontrolü sağlayabilmek için her hapın üzerinde bir numara bulunur ve bu sayede hangi hapı hangi doktor ya da kliniğin satın aldığı bilinebilir.

Amerika Birleşik Devletleri mifepristonun kullanımına uzun yıllar onay vermemiştir. Bu kararda kürtaj karşıtı grupların çalışmaları büyük ölçüde etkili olmuştur. Hatta bu gruplar ilacı üreten firmanın 2. Dünya Savaşı’nda Hitler Almanya’sına ölüm gazlarını satan firmanın bir kolu olduğunu ve sadece bu nedenle bile kullanımına izin verilmemesi gerektiğini ileri sürmüşlerdir. Kürtaj karşıtı grupların çalışmalarına rağmen yapılan uzun süreli klinik araştırmaların yanısıra kadın hakları savunucu grupların lobileri sonucu ülkenin ilaç ve gıda denetimi yapan ve bunların kullanılıp kullanılamayacağına karar veren en yetkili kuruluşu olan FDA (Food and Drug Administration) Eylül 2000′de ilacın ABD sınırları içinde belirli kurallar dahilinde kullanılmasına onay vermiştir.

Mifepriston ile ilgili düzinelerce bilimsel araştırma yapılmış olmasına karşın ilacın etkinliği ve güvenilirliği konusunda bilimsel arenada hala daha tartışmalar devam etmektedir.

DÜŞÜK HAPI NASIL ETKİ EDER?

Hamileliğin sağlıklı bir şekilde devam etmesi yumurtalıklardan salgılanan progesteron adı verilen hormona bağlıdır. Bu hormonun yokluğunda embryonun yerleştiği endometrium tabakası dökülür ve kanamayla atılır ve gebelik düşükle sonuçlanır. Mifepriston vücutta bulunan progesteronu bloke ederek etki gösteren sentetik bir anti-progesterondur. Mifepriston kullanıldığında sonuçta bir düşük olayı meydana gelir.

Tek başına kullanıldığında her zaman düşük gerçekleşmiyebilir. Tıpkı missed abortusta olduğu gibi bebek içeride ölür ancak rahim dışına atılamıyabilir. Bu durumda düşük hapının amacına ulaşabilmesi için rahim kasıcı başka ilaçlar ile birlikte kullanılması gerekir. Bu amaçla en sık, gerçekte bir ülser ilacı olan ancak ikinci etki olarak içerdiği prostoglandin nedeni ile rahim kasılmalarını başlatan başka bir ilaç kullanılır.

ETKİNLİĞİ NE KADAR?

Mifepriston tek başına kullanıldığında başarı şansı yani gebeliğin bir düşükle sonuçlanması olasılığı %60 civarındadır. Rahim kasılmalarını başlatan ilaçla birlikte kullanıldığında ise bu oran %92′ye çıkmaktadır. Ancak bu oranlar sadece 7 haftalığa kadar olan gebelikler için geçerlidir. Yapılan çalışmalar iki ilacın birarada kullanıldığı durumlarda 9. haftaya kadar kullanılabileceğini göstermektedir. Ancak bu haftalara ulaşıldığında kandaki progesteron seviyesi ilacın bloke edebileceğinden daha fazla olduğu için başarı şansı azalır.

NASIL KULLANILIYOR?

Mifepriston kullanımı korunmasız bir ilişki sonrası alınan haplar şeklinde uygulanan acil doğum kontrolü değildir. Ayrıca düşük hapı ile istenmeyen bir gebeliği sonlandırmak,ağrı kesici alıp başğarısını dindirmek kadar kolay bir işlem de değildir. Aslında ilacın kadınlar ve doktorlar arasında yaygın olarak tercih edilmemesinin temel nedeni de zahmetli olması ve işlemin uzun sürmesidir. İstenmeyen gebeliğin ilaç yardımı ile sonlandırılması 14 gün kadar sürebilir ve en az 3 kere doktor ziyareti yapılması gerekir. İşlemin 3 temel aşaması vardır.

İlk aşama kürtaj olmak isteyen kadının tam bir muayenesidir. Tıbbi özgeçmişinin irdelenmesi ve ilacın kullanımına engel bir durumun olamadığı anlaşıldıktan sonra jinekolojik muayene ve inceleme yapılarak dış gebelik olmadığı ve bebeğin 7 haftadan büyük olmadığı saptanır. Daha sonra kişiye uygulama şekli, olası yan etkileri konusunda bilgi verilir, işlemi ve potansiyel yan etkilerini anladığına, işlemin yapılmasına izin verdiğine ve gelmesi gereken günlerde kontrollere geleceğine dair yazılı bir form imzalatılır. Daha sonra hastaya 3 adet mifepriston hapı verilir. Kişi bu hapları doktorun gözetimi altında hemen yuttuktan sonra beklemeye başlır. Kişinin hapları alıp başka birisine vermemesi için doktorun gözü önünde yutması gerekir. Hastaların yaklaşık yarısında 24 saat içinde kanama başlar ve %3-6′sı ilk 48 saat içinde düşük yapar.

Kişi 48 saat sonra yeniden doktorunun yanına gider ve düşük olup olmadığı veya bebeğin hala daha canlı olup olmadığı incelenir. Eğer gebelik ürünü tamamen atılmadıysa düşüğün tamamlanması için gerekli olan prostoglandin hapı verilir. Rahim kasılmalarının neden olduğu ağrıların şiddetini azaltmak için ağrıkesiciler reçete edilebilir.Hasta daha sonra 4-6 saat kadar doktorun yanında bekler. Hastaların %90′ından fazlası bu süre içinde düşüğü gerçekleştirir. Dört altı saat içinde düşük olmayanlar ise evine gönderilir ve evde düşük yapması beklenir. Hastaya acil durumlarda ne yapması gerektiği konusunda bilgi verilir.

Yaklaşık 14 gün sonra hasta kontrole çağılırır. Bu kontrolde, düşüğün olup olmadığı, eğer olduysa içeride parça bulunup bulunmadığı, enfeksiyon ve kanama gibi komplikasyonların varlığı araştırılır. Eğer hala devam ediyorsa olası konjenital anomali riski nedeni ile gebeliğin kürtaj ile sonlandırılması önerilir. Komplikasyon varlığında uygun şekilde tedavi edilir.

YAN ETKİLER VE KOMPLİKASYONLAR

Yapılan çalışmalarda hastaların %99′unda aşağıdaki yan etkilerden biri ya da birden fazlasına rastlandığı gösterilmiştir.

Yan etki Görülme oranı %

  • Karın ağrısı ve kramp 97
  • Bulantı 67
  • Başağrısı 32
  • Kusma 34
  • İshal 23
  • Başdönmesi 12
  • Halsizlik 9
  • Bel ağrısı 9
  • Kanama 7
  • Ateş 4
  • Viral enfeksiyon 4

Olguların büyük bir kısmında birden fazla yan etki görülmekte olup bu yan etkilerin %23′ü şiddetli olarak tanımlanmaktadır. Bu hastalardan bazılarının yan etkilerin tedavisi için hastaneye yatırılması gerekmiştir. Tıpkı kendiliğinden oluşan düşüklerde olduğu gibi mifepriston kullanımı ile gerçekleşen düşük de ağrılı bir olaydır.

Mifepriston kullanımına bağlı ölüm olguları bildirilmekle birlikte kontraendike olmayan hastalarda kullanıldığında yönteme bağlı ölüm oranı 200.000′de birdir. Bu oran kürtaj ile karşılaştırılabilecek düzeydedir. Ölümlerin ana nedeni aşırı miktarda kanama ve içeride parça kalması nedeni ile olan enfeksiyonlardır.

Dünya Sağlık Örgütünün araştırmasına göre RU486 kullanımı sonrası tam olmayan düşük gerçekleşmesi durumunda %30 olguda pelvik enfeksiyon ortaya çıkmaktadır. Bunun temel nedenlerinden birisi de ilacın bağışılık sistemini baskılayıcı özelliğidir.

Hastaların %9′unda kanama 30 günden uzun sürmektedir. %7 hastadada kanamayı kesmek için tıbbi tedavi uygulanması gerekirken daha az olguda kan nakli gerekli olmaktadır. Yaklaşık %8 hastada kan hemoglobin değeri %20 oranında düşmektedir.

Öte yandan düşüğü tamamlamak üzere verilen prostoglandin hapının üretici firması ilaç prospektusünde bu ilacin düşük yapmak için kullanılmaması gerektiğini belirten bir ibare bulundurmaktadır. Firma 23 Ağustos 2003 tarihinde tüm sağlık çalışanlarına gönderdiği bir mektupta söyle demektedir: “İlacın hamile kadınlarda üretim amacı dışında kullanımına bağlı olarak anne ve bebek ölümleri, cerrahi onarım gerektiren rahim delinmeleri ve yırtılmaları, histerektomi (rahimin alınması), salpingo-ooferektomi (tüp ve yumurtalıkların alınması), amniyon sıvı embolisi, aşırı vajinal kanama, içeride parça kalması, şok ve kasık ağrısı da dahil olmak üzere ciddi yan etkiler görülebilir. Firma ilacın ülser tedavisi dışında hamile kadınlarda düşük yaptırmak amacıyla kullanımını şiddetle onaylamamaktadır.”

KİMLER KULLANAMAZ?

Amerikan İlaç ve Gıda Dairesi (FDA) aşağıdaki durumların varlığında RU-486′nın kullanımını kesinlikle sakıncalı bulmaktadır:

7 haftadan büyük gebelikler
Sprial varlığı
Dış gebelik varlığı
Böbrek üstü bezi ile ilgili patolojilerin varlığı
Kanı sulandıran ilaçların kullanımı
Kanama sorunu olması
Steroid kullanımı
İlaç kullanımını takiben 2. ve 3. aşamalarda kontrole gelme olanağının olmaması
Acil müdahale edilebilecek olanakların olmaması
Kullanılan ilaçlara karşı bilinen bir alerji olması

Öte yandan aşağıdaki durumların varlığında da risklerin yüksek olması nedeni ile mifepriston kullanılması önerilmez.

  • 18 yaşından küçük olmak
  • 35 yaşından büyük olmak
  • Sigara içiyor olmak
  • Astım hastalığı
  • Glokom hastalığı
  • Kalp kapakçık hastalığı
  • Tansiyon düşüklüğü
  • Orak hücreli anemi
  • Karaciğer, akciğer ve böbrek hastalığı
  • Damar tıkanıklığı
  • Şeker hastalığı
  • Kalp hastalığı
  • Yüksek tansiyon
  • Anemi
  • Pelvik iltihabi hastalık varlığı

MİFEPRİSTON İLE DÜŞÜK GÜVENLİ MİDİR?

Tüm bu olası yan etkilerine ve pekçok kadında kullanımının sakıncalı olmasına rağmen uygun kişilerde ve kurallarına uygun şekilde kullanılığında mifepriston ile istenmeyen gebeliklerin sonlandırılması güvenli bir yöntem olarak kabul edilmektedir.

UZUN DÖNEM ETKİLERİ NELERDİR?

1982 yılından beri yapılan klinik çalışmalarda mifepristona ait uzun dönemde olumsuz sayılabilecek bir etki saptanamamıştır. Ancak süre son derece kısa bir süredir ve uzun dönemde kesin olarak zararsızdır diyebilmek için daha fazla çalışmaya ve veriye gerek vardır.

DÜŞÜK HAPININ AVANTAJLARI NELERDİR?

  • Cerrahi bir işlem gerektirmez
  • Genel anesteziye ait riskleri taşımaz.
  • Kürtaja ait komplikasyon risklerini taşımaz
  • Gelişmekte olan ülkelerde uygun şartlarada yapılmayan kürtajlara bağlı ölüm ve komplikasyon riskini azaltır

DÜŞÜK HAPININ DEZAVANTAJLARI NELERDİR?

Her kadın için uygun bir yöntem değildir. Gerçekte pek çok kadın bu ilacın kullanımı açısından kontraendikasyon grubuna girer

İstenmeyen etkiler daha fazladır

Normalde 10-15 dakika süren kürtaja göre genelde çok uzun zaman alır (yaklaşık 14 gün).

Hastanın belirli aralıklarla doktora gitmesini gerektirir.

Nispeten yeni bir yöntem olduğu için uzun dönem etkileri tam açık değildir.

Hastaların yaklaşık %10′unda başarısız olduğu için yine bir kürtaj gerekir.

İçeride parça kalma olasılığı kürtaja göre daha fazladır.

DÜŞÜK HAPI YAYGIN OLARAK KULLANILIYOR MU?

Düşük hapı olarak tanımlanan mifepriston kullanıma girdiği zamanlarda doğum kontrol hapından beri yapılan en önemli buluş olarak lanse edilmişti ve klasik kürtaja son vereceği öngörülmüştü. Oysa aradan geçen 20 yıla yakın sürede bu öngörü gerçekleşemedi. Avrupada 600.000, Çin’de 2.000.000′dan fazla kadın istemedikleri hamileliklerini bu yöntemle sonlandırmalarına karşın hala daha kürtaj eski önemini koruyor. Amerika Birleşik Devletlerinde ilacın kulllanıma girmesinin birinci yıldönümünde yapılan bir araştırmada jinekologların kürtaj isteyen hastaların sadece %6-12′sine bu yöntemi teklif ettikleri, kadınların ise sadece %3.5-4′ünün kendilerine önerilen yönteme onay verdiği ortaya çıktı.

Doktorların hapa sıcak bakmamalarının başta gelen nedeni hala daha yöntemin güvenilirliği hakkında duydukları endişe. Öte yandan sigorta sisteminin doktor hatalarında verdiği yüksek cezalardan duyulan korku da işin bir başka yönü. Düşüğün kürtaja göre çok daha uzun sürmesi ve daha yakın ve sık takip gerektirmesi de jinekologların mifepristona sempati duymamalarının bir diğer nedeni. Tedavi sırasında görülen az sayıda ölüm vakası nedeni ile üreten firmaların doktorlara gönderdiği ilaçların güvenli olduğu ancak çok dikkatli kullanılması gerektiği şeklindeki uyarı mektupları da jineklogların endişelerini arttıran bir başka faktör.

Kadınlar açısından bakıldında ise zaten psiklojik yönden travma yaratabilen gebeliği sonlandırma işleminin çok uzun ve zahmetli olması yöntemin bu kadar düşük oranda tercih edilmesinde en önemli etken. Bir başka önemli etken de tedavinin maliyeti. Kürtajın ortalama 300-400 dolara mal olduğu A.B.D.’de pekçok klinik ve doktor hap ile kürtaj için yaklaşık 100 dolarlık ek fatura çıkartıyor. Bazı merkezler ise kürtaj ile düşük hapı tedavisi arasında 2 kata ulaşan fiyat politikaları uyguluyor. Bu farkın nedeni daha fazla takip gerektirmesi ve malpraktis nedeni tazminat ödeme riskinin kürtaja göre daha yüksek oluşu.

ÜLKEMİZDE DURUM?

Türkiye’de şu anda mifepriston satışta değil. Üretici firmanın Türkiye’de de bu ilacı pazarlamak üzere Sağlık Bakanlığına ruhsat başvurusu yapıp yapmadığı konusunda ise bir bilgim yok. Kısacası bugün için ülkemizde istemedikleri bir hamileliği sonlandırmak isteyen kadınlar için tek yöntem kürtaj. Ülkemizde kürtaj son adet tarihinden itibaren 10. haftaya kadar serbest. Bu haftadan sonra ise ancak bebekte bir anomali saptandığında ya da hamileliğin devamının anne adayının hayatını tehlikeye soktuğu durumarda birden fazla doktorun kararı ile yapılabiliyor.

Bu yazıda neler var?

Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Toksinlerden kurtulma diyeti

Avrupa’da çok yaygın olarak uygulanan “Detoksifikasyon Programı” kendisini sürekli yorgun hisseden, sigara, alkol tüketen ve yoğun stresle karşı karşıya kalan kişiler hedeflenerek hazırlanmış, yılda bir ya da iki kez uygulanabilen bir program. Bu program sayesinde vücudunuz “toksin” denilen zararlı maddelerden arınacak ve kendinizi daha dinç ve enerjik hissetmenizi sağlayacak.

resim100168 Toksinlerden kurtulma diyetiAyrıca bu programla kilo vermek ve ideal kiloya kavuşmak da mümkün. Ancak programı mutlaka uzman kişiler denetiminde almak ve program öncesinde bazı sağlık testlerini yaptırmak şart.

Detoksifikasyon yani toksinlerden etkili bir biçimde ve doğal yollardan arınma, sağlıklı ve dengeli bir vücut için anahtar kelime. Toksinlerden arınmak demek, sağlığı tehdit eden pek çok hastalık ihtimalinden de arınmak demek. Uzmanlardan alınan bilgiler bu programa devam eden kişilerin program sonunda mutlaka kendilerinde bir fark hissediyor olmaları yönünde. Örneğin metabolizma hızı yüzde 7 oranında artıyor ve romataoid artrid ağrıları önmeli ölçüde azalıyor. Ancak bu programı ve diyeti 1-2 haftadan fazla sürdürmek sakıncalı.

Tosin Atıcı bir menü

Kahvaltı
Meyve Kokteyli, Armut Tabağı

Öğle Yemeği
Brokoli Çorbası (Diyet lif ile), Soya Filizi, Zeytin yağı ve Sirkeyle hazırlanmış salata , Kepekli ekmak, Meyve Tabağı

Ara
Sebze Kokteyli

Akşam Yemeği
Sebze Yemeği, Salata, zeytinyağı ve sirke ile, Kepek Ekmeği, Meyve Salatası

Gece
Bitki çayı

Programda neler var?
Detoksifikasyon Programı diyet, spor, masaj ve vücut bakımlarından oluşan komple bir program. Her gün yapılan jogging, streching, su jimnastiği ve fitness’ın yanında sauna ve buhar banyosuna girmek de gerekiyor. Bunun dışında zindeleştirici bakımlarla, aromaterapik masajlar katılımcıların yaptıracağı diğer işlemler. Detoksifikasyon Programı’nın en önemli kısmı ise tabii ki toksinlerden arındırıcı diyet. Program Avrupa’da yaygın olarak uygulansa da ülkemizde şimdilik sadece Silivri Klassis Resort Otel’de uygulanıyor.

Toksin atıcılar…

Meyve ve sebzeler
Meyve ve meyve suları yüksek oranda toksin atıcı etkisi olan besin maddeleri. Sindirim sisteminin çalışmasını destekliyorlar. Su ise tüm diyetlerde olduğu gibi bunda da bir vazgeçilmez. Böbreklerin çalışmasını kolaylaştırıyor, deri ve idrar yoluyla toksinlerin atılmasında önemli rol oynuyor.

Tahıllar ve kurubaklagiller
İçerdikleri kompleks karbonhidratlar, lifler, vitaminler ve minerallerden dolayı çok yönlü şekilde faydalı oluyorlar.

Bitki çayları
Papatya, nane gibi bitki çayları sindirim sistemini rahatlatıcı etkilerinden dolayı tercih edilen içeceklerden. Bitkilerin çoğu sakinleştirici, sindirim sistemini arındırıcı, mide bulantısı ve mide kramplarını önleyici özellik taşıyorlar.

Baharatlar
Baharatlar stimule edici, canlandırıcı, antiseptik, kanser riskini azaltıcı ve gastro-intestinal bozuklukları azaltıcı etkiler gösteriyorlar. Özellikle taze zencefil, kimyon, muskad, ve kişniş tohumunun güçlü toksin atıcı etkileri var.

Yağlar ve sirke
Zeytinyağı, susam yağı, ayçiçek yağı, badem yağı, ceviz yağı, fındık yağı gibi yağlar önemli yağ asitlerini ve E vitaminini içeriyorlar. Bu özellikleriyle bu bitkisel yağlar kolesterolün düşürülmesinde önemli rol oynuyor. Sirke ise asetik asit içeriyor ve yine toksin atıcı etki gösteriyor.

Etiketler: , , , , , , , , , , ,