Silikon kanser yapar mı?
Silikon vücuda zararı olmayan maddeler içermektedir. Silikon vücud da kanser yapma risk yoktur.
Sitemizde Sokak Modası, Elbise Modelleri, Ayakkabı Modelleri yer alıyor.
Silikon vücuda zararı olmayan maddeler içermektedir. Silikon vücud da kanser yapma risk yoktur.
Rahimağzı kanseri önceleri gelişmiş ülkeler de dahil olmak üzere tüm dünyada sıklık açısından ön sıralarda yer alan bir kanser türü iken, papsmear tarama testi, kolposkopi tanı testi gibi yöntemlerin geliştirilmesi sayesinde henüz kanser aşamasına gelmeden önce yakalanabilen ve etkili bir şekilde tedavi edilebilen bir kanser türü haline gelmiş ve bu da bu kanser türünden ölümlerin belirgin bir şekilde azalmasıyla sonuçlanmıştır.
Rahimağzı kanseri özellikle papsmear tarama testinin yaygın olarak kullanılamadığı ülkelerde halen önemini korumaktadır. Genellikle 40 yaş ve sonrasının bir hastalığı olarak kabul edilmesine karşın her yaşta ortaya çıkabilmektedir.
Kimlerde daha sık görülür?
Uzun yıllar rahimağzı kanserinin cinsel yolla bulaşan bir hastalık olduğu düşünülmüştür. Bunun altında yatan neden, 19. yüzyılda bir araştırmacının rahibelerde bu hastalığın ortaya çıkmadığını gözlemlemesidir. 20. yüzyılın ortalarında yapılan bir çalışmada hastalığın hayat kadınlarında görülme sıklığının daha fazla olduğunun saptanması bu eoriye daha da bağlanılmasına neden olmuştur.
Hastalık gerçekten de tek eşli yaşam sürdürme alışkanlığı olan ve eşi de tek eşli yaşam süren kadınlarda daha az görülmekte ve bu açıdan cinsel yolla bulaşan bir hastalık gibi davranmaktadır.
Genel olarak söylemek gerekirse bu kanser türü, CIN yani kanser öncüsü lezyon ortaya çıkma açısından risk altında olan kişilerde daha fazla görülmektedir, zaten bu da beklenen bir durumdur.
Özetle burada da tekrarlamak gerekirse, erken yaşta (20 yaşından önce) başlayan cinsel yaşam, çok eşli yaşam tarzı veya eşin çok eşli bir yaşam tarzını benimsemiş olması, HPV ile enfeksiyon ve sigara kulamı hastalığın gelişimi açısından en önemli risk faktörlerini oluşturmaktadır.
Eşi sünnetsiz olan kadınlarda hastalığın daha az görüldüğü zaman zaman öne sürülse de bu öneri tam olarak kanıtlanabilmiş değildir.
Ne Gibi Belirtiler Verir?
Rahimağzı kanseri en ileri aşamalara kadar “basit” bir akıntı dışında hiçbir belirti vermeyebilir ve bu durumlarda bazen tesadüfen yapılan bir papsmear incelemesiyle ortaya çıkarılabilir.
Bazı durumlarda bu kanser türü belli bir süredir CIN yani kanser öncüsü lezyon nedeniyle izlenmekte olan bir kadında saptanabilir.
Papsmearda sorun saptanması veya başka bir nedenle kolposkopi incelemesine tabi tutulan bir kadından alınan biyopside kanser saptanması ise hastalığın diğer bir ortaya çıkış şeklidir.
Yukarıda anlatılan durumlar nispeten az görülen durumlardır ve rahimağzı kanseri sıklıkla düzensiz kanamalar veya ilişki esnasında ortaya çıkan kanamalar şeklinde belirti verir.
Canlılığını kaybetmiş kanser dokularının “çürümesi” neticesinde oldukça kötü kokulu bir akıntı ortaya çıkabilir.
İlerlemiş kanser olgularında ise durdurulması oldukça zor kanamalar ortaya çıkabilir.
İleri evre kanser olgularında tümör kitlesinin böbrekle mesane arasında yer alan idrar borusuna baskı yapması neticesinde böbrekler işlevlerini yitirebilir.
Hastalığın Evreleri
Hastalığın ameliyatla tedavi edilmeye uygun olan erken bir evresi ve ameliyatla tedavinin etkili olmadığı ileri bir evresi vardır. Genel olarak söylemek gerekirse lenf yoluyla yayılımın olduğu, parametrium adı verilen ve rahimağzının etrafında bulunan, içinden idrar borusunun da geçtiği dokuya yayılım durumlarında ameliyat tercih edilmez.
Hastalığın uygun bir şekilde evrelenmesi ve tedavi şeklinin belirlenmesi için genel anestezi altında jinekolojik muayeneyle parametrium dokusuna yayılım olup olmadığı, MR veya BT görüntüleme yöntemlerinden biriyle lenf dokusuna yayılım olup olmadığı, sistoskopi incelemesiyle mesaneye yayılım olup olmadığı, rektoskopi incelemesiyle kalın barsak tutulumunun olup olmadığı, IVP adı verilen “ilaçlı böbrek filmiyle” idrar borusuna yayılımın olup olmadığı belirlenir. Bu incelemelerin hepsinin beraberce veya yalnızca birkaçının yapıldığı hastalar olabilir.
Nasıl Tedavi Edilir?
Ameliyatla tedavi kararı verildiğinde seçilecek olan ameliyat türü hastalığın erken evrenin hangi aşamasında bulunduğu ve hastanın yaşına ve çocuk arzusuna göre değişiklik gösterir. Genel olarak söylemek gerekirse çocuk arzusu olmayan bir kadında rahimin ameliyatla alınması erken evrenin en erken aşamalarında en çok tercih edilen ameliyat türüdür. Çocuk arzusu devam eden veya herhangi bir nedenle rahiminin alınmasını istemeyen kadınlarda konizasyon adı verilen ameliyat türü tercih edilir. Bu ameliyatta rahimağzından kanser dokusunu tümüyle içine alan koni şeklinde geniş bir parça çıkarılır.
Erken evrenin nispeten daha ileri evrelerinde ise nüks olasılığını ortadan kaldırmak amacıyla rahim oldukça geniş bir çevre dokuyla beraber çıkarılır ve vajinanın da bir kısmı alınır. Yine lenf kanallarına nüksü engellemek amacıyla çevre dokulardaki lenfe bezleri çıkarılır
Hastalığın ameliyatla tedavisinin mümkün olmadığı yönünde karar verilmesi durumunda hasta radyoterapiyle tedavi edilir.
Bazı durumlarda ameliyat sonrası ek olarak radyoterapi uygulaması gerekebilmektedir.
Tedavi Etkinliği ve Sağkalım
Tedavinin etkinliği ve sağkalım öncelikle hastalığın saptandığı zamandaki evresine, seçilen tedavi şeklinin uygulanma başarısına bağlıdır.
Tedavi sonrasında hastalar belli aralıklarla çeşitli incelemelere tabi tutularak muhtemel nüksler ortaya çıkarılır.
Rahimağzı kanseri son derece kötü huylu bir hastalık olmasına karşın düzenli doktor kontrollerine giden hastalıklarda henüz kanser aşamasına gelmeden veya kanserin en erken aşamalarında yakalanma ve tedavi sonrası şifa ile sonuçlanma olasılığı yüksek bir hastalıktır.
Etiketler: Bir, Daha, Erken, Genel, Kabul, Kanser, Rahim, Risk, Testi, Uzun
Sağlıklı beslenme çoğumuza yabancı bir terim. Kulak aşinalığımız olsa da, sağlıklı beslenen kişi sayısı yok denecek kadar az. Fast-food ve hazır (işlenmiş) gıdaların çokluğu, hayatımızın her alanına girmiş olmaları bunun en büyük sebebi. Başta Amerika olmak üzere dünyanın birçok bölgesindeki en büyük sağlık problemlerinden biri olan obezitenin temel sebepleri, düzensiz beslenme, tüketilen besinler konusunda yeterli hassasiyeti gösterememe, fast-food düşkünlüğü ve hazır gıdalardan vazgeçilmemesi olarak belirtilebilir…
Daha birkaç yıl öncesine kadar dünyanın hiçbir bölgesinde risk oluşturmayan obezite, son 10 yılda o kadar gelişti ve büyüdü ki artık önü alınamayan ve dünya tarihindeki birkaç büyük salgından sonraki en büyük hastalık oldu.
Diğer salgınlar ile obeziteyi birbirinden ayıran özellik ise, salgınların insan iradesi dışında yayılması, fakat obezitenin genellikle insan eliyle ilerlemesidir. Yani besinler konusunda yeterli hassasiyet gösterilmeyip beslenme düzenli olmadığı taktirde obezite ihtimali her zaman olacaktır…
Etiketler: Besinler, Beslenme, Fast Food, Obezite, Olsa, Risk, Saglikli Beslenme, Terim, Yok
EKLEMLER
Lokal olarak sorunlu bölgeye orta derecede sıcak uygulama ağrıyı ve eklemdeki tutukluluğu azaltır. Sıcak banyo, sıcak su şişeleri ya da torbaları, infraruj lambaları ile hekimin önereceği krem ve jellerin sürülmesi hekimi rahatlatabilir. Hafif ve orta derecede ağrısı olan hastalarda krem ve jel şeklindeki preparatlar destekleyici tedavi olarak uygulanabilir. Hastalara hekim kontrolünde fizik tedavi ve rehabilitasyon servislerinde fizik tedavi ajanları uygulanabilir.Tutulan eklemlerin çevresindeki kasları güçlendirmeye yönelik egzersizler ekleme binen yükü azaltarak koruyucu etki gösterir.Kişinin yaşadığı ve çalıştığı ortamın koşullarının ona göre düzenlenmesi (sandalye boyunun arttırılması, tuvaletin yükseltilmesi, vb.) gibi günlük yaşamı kolaylaştırıcı bazı önlemler alınabilir.Bütün bu tedavilere yanıt vermeyen, ağrıları geçmeyen ve günlük yaşam aktivitelerini yapmakta zorlanan hastalara protez takılabilir.Çoğu yaşlı bireylerde osteoartrit mevcuttur, fakat rutin bir röntgen kontrolünde ortaya çıkana kadar kişiler bunun farkına varmazlar.Risk FaktörleriGenetik FaktörlerCinsiyetKemik ve eklemlerin kalıtımsal hastalıklarıIrk ve etnik özelliklerGenetik olmayan – Kişiye bağlı faktörlerYaşlanmaAşırı kiloKadın seks hormonlarında azalma (Menopoz sonrası)Kemik ve eklemlerde ortaya çıkan doğumsal ve edinsel hastalıklarÖnceden geçirilmiş eklem ameliyatı öyküsüÇevresel FaktörlerMeslek ve yapılan işe bağlı olarak eklemlerde aşırı zorlanmaEklemlerde büyük travma oluşmasıAşırı sportif aktiviteEklemdeki DeğişikliklerEklem darbelerine karşı destek oluşturan kıkırdağın incelmesi ve yapısının bozulması,Eklemin kıkırdak yüzeyinde pürüzlenme,Eklemin destek etkisini kaybetmesi,Eklemin kenarlarında mahmuz tarzında yeni kemik oluşumlarının gelişmesi osteoartritte eklemlerde görülen başlıca değişikliklerdir.BelirtilerHareket sırasında ve sonrasında eklemde ağrı,Hava değişiminden önce veya hava değişimi sırasında eklemde rahatsızlık,Eklemde şişme ve esneklik kaybı,Parmak ucu üzerinde kemiksel şişkinlikler oluşabilir. Benzer şişkinlikler parmağın orta ekleminde de ortaya çıkabilir.En önemli şikayet ağrıdır. Herhangi bir aktivite sonrası ilgili eklemde duyulan ağrı en sık rastlanan sorundur. Ağrı sızı tarzında ve tutulan eklemde hissedilir. Ağrı hastalığın başlangıç döneminde hareketle artar ve istirahatle azalır. Hastalık ilerledikçe ağrı basit günlük aktiviteler sırasında bile sorun olabilir. Daha ileri dönemlerde gece uyku düzenini bozan sürekli ağrı oluşabilir. Eklemin hareket kabiliyeti kısıtlanabilir. Ağrının şiddeti her zaman sabit değildir. Hiçbir nedene bağlı olmaksızın iyi ve kötü günler hatta aylar olabilir. Bazı hastalar bunu hava durumuna bağlar ya da daha çok fiziksel aktivite ile ilişkili olduğunu düşünür.Ağrı dışında eklemde şişlik, tutukluk, sertlik, krepitasyon (hareket ile eklemden gelen çıtırtı sesi), eklem hareketlerinde kısıtlanma, şekil bozukluğu olur ve sonunda sakatlık gelişebilir. Sabah tutukluğu ya da istirahat sonrası görülebilir. Sabah tutukluğu kısa sürelidir; 15-20 dakikayı geçmez. Osteoartritte en sık tutulan eklemler dizlerdir. Hastalar diz çökme, merdiven inip çıkma, sandalyeye oturup kalkma sırasında zorluk yaşarlar. Dizde şişlik, sıvı birikmesi ve şekil bozukluğu olur. Kalça osteoartritinde kasık bölgesinin dış kısmında, uyluk iç yüzeyinde ve kalçalarda ağrı olur. KomplikasyonlarHızlı kötüleşme: Genellikle ileri formda hastalığı olan yaşlı kişileri etkiler. Birkaç hafta ya da ay içerisinde ağrının şiddetinde belirgin artış ve hareket kaybı gelişebilir.Ağrıda ani alevlenmeler: Bazı durumlarda ağrı çok şiddetlenebilir ve uzun süreli olabilir. Buna eklem etrafındaki şişlik de eşlik edebilir.Eklemin dengesinin kaybolması: Kas gücü kaybı ya da bağların hasar görmesine bağlı olarak gelişir. Ekleme yük bindiği zaman eklemde boşalma hissi olur.TanıBir ya da birkaç eklemde ağrının olması osteoartrit teşhisi için önemlidir. Fizik muayene, dizin direkt radyografisi (röntgen tetkiki) ve diğer eklem hastalıklarını dışlayarak tanı doğrulanır. Osteoartritte kan (sedimentasyon, biyokimya, hemogram) ve idrar tetkikleri normaldir. Direkt grafi tanıda çok yararlıdır. Direkt grafide eklem yüzeyindeki hasara bağlı olarak kemikler arasındaki aralıkta daralma gözlenir. Aynı zamanda eklem kenarlarında osteoartritin varlığını gösteren “mahmuz” tarzında yeni kemik oluşumları (osteofitler) görülür.Radyolojik bulgular ile hastalığın şiddeti orantılı olmayabilir. TedaviOsteoartritin kesin tedavisi yoktur. Uygulanan tedavi ağrıyı geçirebilir, eklemdeki tutukluluğu azaltır ve eklemin daha fazla hasara uğramasını önler. Tedavide ilk basamak hastanın eğitimidir. Kişi öncelikle hastalığı konusunda bilinçlendirilmelidir. Ağır egzersizlerden ve zedelenmiş eklemin aşırı kullanılmasından sakınılmalıdır. Kilo verilmesi ile aşırı yük taşıyan eklemlerde osteoartrite bağlı şikayetler azalır.Ağrılı dönemlerde istirahat önerilir.Erken dönemde tedavi eklemdeki iltihabı gidermeye yöneliktir. Hekim kontrolünde ağrı kesici ve antiromatizmal ilaçlar kullanılabilir. Ancak her hasta bu ilaçlardan aynı şekilde yarar görmeyebilir. Günümüzde en sık görülen romatizmal hastalıktır. Ortalama yaşam süresinin uzaması ile birlikte toplumda yaşlı insan sayısı artmaktadır. Nüfusun yaşlanması ile birlikte dejeneratif eklem hastalığı toplum sağlığını tehdit etmektedir.Dejeneratif eklem hastalığı tıp dilinde “Osteoartrit” olarak da tanımlanır. “Osteo” kemik, “artrit” ise eklem hasarı ve iltihabı anlamına gelir. Osteoartrit halk arasında “kireçlenme” olarak bilinmektedir.Osteoartrit, eklemin üzerine yük binen yüzeyinde hasar oluşması ile başlar. Travma sonucu eklem kıkırdağının zedelenmesi ve eklemde yeni düzensiz kemiksi çıkıntıların( osteofit) oluşumu ile karakterizedir. Bu durum eklemlerin normal, ağrısız, yumuşak hareketlerini bozar. En çok orta yaşlı ve yaşlı kişiler etkilenir. Erişkinlerin üçte birinde, 65 yaşın üzerindekilerin ise %90’ında osteoartrit gelişir.Hastalık yıllar içerisinde sinsice gelişir. Gerektiğinde eklem içine enjeksiyonlar (steroid,vb.) faydalı olabilir.
Etiketler: Bir, Fizik Tedavi, Gibi, Hafif, Jel, Krem, Mahmuz, Ona, Protez, Risk, Sandalye, Ya, Yeni
Etiketler: Bir, Bol, Fizik, Genel, Ishal, Kusma, Nbsp, Risk, Saat, Ya
Göz Tansiyonu (Glokom)
Her 100 kişiden birinin sorunu olan göz tansiyonu ya da glokom, tüm körlüklerin de yüzde 5´inden sorumlu tutuluyor. Yıllarca hiç belirti vermeden ilerleyen glokomun bebekler açısından risk oluşturduğuna işaret edilmektedir. 1 yaş altındaki tüm bebeklerin kontrolden geçirilmesi önerilmektedir.
Türkiye´deki istatistikler net olarak bilinmemekle birlikte 40 yaş üzeri her 100 kişiden 1´inde göz tansiyonu saptanmaktadır. Aynı zamanda tüm körlüklerin yaklaşık yüzde 30-35´inden göz tansiyonu sorumludur.
Glokom her yaşta görülebilir, ancak 40 yaş üzerinde daha sık tesbit edilmekte ve yaşın ilerlemesi ile birlikte hastalığın görülme oranı artmaktadır.
Göz tansiyonu yüksekliği, doğumsal olarak görülebilir. Konjenital glokom olarak tanımladığımız bu hastalık hemen doğumdan sonra, ya da bir süre geçtikten sonra ortaya çıkar. Bebeğin gözlerinin normalin üzerinde yaşarması ve ışıktan rahatsız olması hastalığın ilk belirtileridir. Hastalık ilerledikçe artmış olan göz içi basıncının etkisi ile kornea dediğimiz gözün ön saydam kısmının çapında artma olur ve göz normalden daha büyük görünür. Eğer hastalık hala tanınıp tedavi altına alınmamışsa giderek artan göz siniri hasarı sonucu körlük kaçınılmazdır. Bu yüzden 1 yaş altı bütün bebeklerin herhangi bir göz problemi olmasa dahi bir göz doktorunun kontrolünden geçmesinde yarar var.
Göz içindeki işlevlerin yapılabilmesi ve gözün normal sertliğinin korunabilmesi için özel bir sıvı salgılanır. Bu dinamik bir olaydır; yani sıvı bir taraftan salgılanırken, diğer taraftan da özel bir takım bölmelerden gözü terkeder. Eğer boşaltımın olduğu bu bölgelerde herhangi bir sebeple dışa akımda yavaşlama meydana gelirse göz tansiyonu giderek artar ve normalin üst sınırı olan 20 değerini aşar. Görme duyusunu beyine taşıyan sinir hücreleri belirli bir göz içi basıncı değerine kadar sağlıklı çalışmasını
sürdürebilir.
Eğer göz içi tansiyonu normal değerleri aşarsa sinir hücrelerinde kayıplar başlar. Her bir gözde 1 milyon 200 bin civarında hücre vardır. Bunların tamamı harap olduğunda ise körlük gelişir. Tabii bütün bu olayların gelişmesi için belirli bir süreye ihtiyaç vardır. Bu sürenin uzunluğu ise hastalığın ani mi, yoksa yavaş mı başladığına, göz içi basıncının ne kadar yükseldiğine ve hastadaki damar sertliği gibi göz sinirinin beslenmesini bozan sistemik problemler olup olmamasına göre değişir.
Göz tansiyonu, ani olarak yükseldiğinde oldukça çarpıcı belirtilerle karşımıza çıkar. Gözde ve göz arkasına yayılan şiddetli, delici tarzda bir ağrı, bunun yanında görme bulanıklığı, cisimlerin etrafında renkli haleler görme, bulantı ve kusma en belirgin şikayetlerdir. Bu hastalar şikayetlerinin ağırlığına rağmen daha şanslı hastalık grubunu oluştururlar. Çünkü, bu kadar ağır bir tablo oluştuğu için hastalar mutlaka bir hekime görüneceklerinden erken tanı konması söz konusu olacaktır. Ancak ani göz tansiyonu yükselmesi ile karşılaştığımız hasta sayısı tüm hastaların oldukça küçük bir bölümünü oluşturur. Asıl büyük grupta göz tansiyonu yavaş yavaş artar ve göz, bu artışa uyum sağlar, yani ağrı duyulmaz. Hastalık herhangi bir belirti vermeksizin yıllar boyu ilerlemeye devam eder. Belirtiler başladığında yani görmeme şikayeti ortaya çıktığında çoğunlukla geç kalınmıştır.
Hastaların çok büyük bir çoğunluğunda son döneme kadar hiç bir bulgu yoktur. Bu yüzden pek çok hasta tesadüfen yakalanır. Muayene sırasında tansiyonun yüksek ölçülmesi, ya da göz sinirinde harabiyet tesbit edilmesi üzerine daha ileri tanı yöntemlerine başvurulur. İlk basamakta yapılması gereken, bilgisayarlı görme alan muayenesidir. Bu test, gözdeki sinir hücrelerinin çeşitli ışık şiddetlerine olan hassasiyetini ölçen ve her bir gözün gördüğü toplam alanı belirleyen bir testtir. Hastalığın tesbitinde ve takibinde büyük önem taşır. Bilgisayarlı görme alanı dışında ayrıntılı ve tabii ki daha pahalı yöntemler de mevcuttur. Bunların en bilinenleri; ultrasonik metodlarla göz sinirine gelen kan akımının ölçülmesi ve özel görüntüleme yöntemleri yardımı ile gözdeki sinir tabakasının kalınlıklarının ölçülmesi yöntemleridir.
Göz tansiyonunu tedavi ederken basamak şeklinde bir yol izlenir. Hastalık teşhis edildikten sonra elimizde mevcut olan pek çok ilaç seçeneğinden hastalığın tipine en uygun olanına başlanır ve hasta takibe alınır. Gerekli aralıklarla göz tansiyonu ve görme alanı ölçümleri yapılır. Gereğinde başka ilaçlar eklenir. Bunlara rağmen göz tansiyonu düşmez, görme alanı bulguları ilerlerse ameliyat kararı verilir. Ameliyat lazerle, ya da klasik yöntemle yapılır. Ameliyatın başarı oranı yüzde 80-90 arası değişmektedir. Basamak tedavisi, doğumsal göz tansiyonu yüksekliğinde geçerli değildir. Bu hastalığın tedavisinde tek yol ameliyattır ve ne yazık ki başarı şansı, büyüklerdeki kadar yüksek değildir.
Halk arasındaki adı karasu olan glokom geri dönüşümü olmayan bir hastalıktır. Tedavideki amaç, hastalığın yakalandığı evrede durdurulması ve daha fazla harabiyet oluşmasını engellemektir. Teşhis edilip tedavi altına alınmayan glokom, kalıcı körlükle sonuçlanır.
Etiketler: Hemen, Ilk, Nbsp, Risk, Saydam, Ya
Günlük Ayak Bakımı
- Ayaklarınızı her gün kontrol edin. Dikkatli bir inceleme ile ayağınızda meydana gelebilecek değişiklikleri erken dönemde görebilirsiniz.
- Ayağınızın taban ve üst kısmına bakın. Eğer alt kısımları rahat göremiyorsanız bir ayna kullanın ya da aile bireylerinden yardım isteyin.
- Ayak cildinizin renginde değişiklik olup olmadığını kontrol edin. Ayak cildiniz hasarsız ve yumuşak olmasına özen gösterin.
- Ayağınızı yara, çatlak, kabarcık, nasır yönünden kontrol edin. Ayağınızda nasır olursa kesici aletlerle müdahalede bulunmayın. Nasırlar ileriki dönemlerde risk oluşturacağı için tedavi edilmelidir. Kabarcık oluştuğunda hemen hekiminize başvurun.
- Ayağınızdaki kan dolaşımını güçlendirmek için kan şekeri düzeyinin normal sınırlarda kalmasına özen gösterin.
- Sigara içmeyin.
- Ayaklarınıza sıcak su torbaları, ısıtıcı petler veya diğer ısı kaynakları uygulamayın. Ciddi yanıklarla karşı karşıya kalabilirsiniz.
- Düzenli egzersiz programınız olmalıdır. Yapacağınız egzersizin yaraların oluşmamasına ve kaslarınızın güçlenmesine yardım edeceğini hatırlayarak egzersizlerinizi ihmal etmeyin.
Başa dön
Etiketler: Ayak, Bir, Ciddi, Egzersiz, Kontrol, Risk, Sigara, Ya